Aydın Kimdir

Aydınlar, çoğunlukla kimlerdir? Şüphesiz onların çoğunluğu orta sınıftan çıkmıştır. Üst sınıflar,refah
içinde o kadar çörümüşler ki kendi genç nesillerinden, bütün varlıksal insani değerleri ve devrimci duyarlılıklarını
alıyorlar veya aslında, vücutlarında böyle şeylerin kök salmasını engelliyorlar. Alt sınıflarda fakirlik, cehalet,
zillet o kadar yaygınlaşmış ki çoğunluk ona gömülmüş, bireyler hayvani bir yaşamı temin etmekten başka bir
arayışın içinde değiller. Kısa ve hakir ideallerden başka idealleri yoktur. Binaenaleyh aydın, hem kendindeki
insani değerlerin diğerlerinin alın yazısını düşünecek kadar olması,hem ne yapması gerektiğini ve ne yapabilece-
ğini bilmesi nedeniyle (hissettiği kadar), doğal olarak ne refah, aristokrasi, boşluk ve hiçliğin mahvettiği bir sınıf-
tan, ne de fakirliğin düşünmekten, sosyal ve ahlaki gelişmeden mahrum ettiği sınıftan çıkıyor. Tahsil yapabilme,
düşünebilme, maneviyatın gelişmesi için fedakarlıkta bulunabilme imkanı olan bir sınıftan, yani dünyayı, ideoloji-
leri, ahlaki değerleri, tarihin düşünsel ve manevi sermayelerini bütün ömrü boyunca toplumunun nesline ulaştır-
dığı birikimleri kazanabilen bir sınıftan…Manevi ve varlıksal gelişmesiyle uğraşabilmesi aynı zamanda,aristokrasi,
sömürü, refahın onu boş lüksperestlik bataklığına ve kirli ilişkilere sürüklememesi gerekir. Bu nedenla aydınlar
kendiliğinden orta sınıftan çıkıyorlar. Bu sıfın orta sınıf olması ve insanın onda insan olarak kalabilme şansına
hem aristokrasi sınıfından ve hem de ahlaki çöküntü ve fikri kölelik düzeyinde olan mahrum sınıfa oranla daha
çok sahip olmasından dolayıdır.
Sabah kalkan aydın, hazır kahvaltı yapıyor, çamaşır makinasından çıkmış hazır elbiseyi giyiniyor,
arabasına biniyor ve doğal olarak arkadaşları, tanıdıkları, ortakları ve akrabalarıyla konuşuyor arkadaşlıkta
bulunuyor–onların da hepsi bunun gibidir, eğer sosyal dertlerden dem vuruluyorsa, egemen güçten feryat ediyor-
larsa bu, şeker, soğan, taze et (taze but) bulamadıklarındandır- eve dönünce hazır sofraya oturuyor. Ailesiyle
biraraya toplanınca bütün sohbetin konusu gece ne yiyeceklerdir. Onların problemi sayısız yemekler arasından
hangisini seçeceklerdir.En iyi şartlarda–veya asgari en dertsiz koşullarda–öğrenim yapıyor. Halk kitleleriyle
arasındaki tek ilişki, kitapların halka açtığı küçücük pencerelerdir, onlarla kurabileceği tek zihinsel irtibat,kelime-
ler, lafızlar yoluyladır. Defterler, teksirler, fotokopiler, bildiriler, batılıların bilgince ve filozofvari okudukları kitaplar
la ona ulaşan kelimeler, deyimler…O devrimden de söz ettiğinde batılı bir devrimin kavramlarını tercüme ediyor,
hatta onun için halk kelimesi sokaktaki, pazardaki, kiremit ocaklarındaki işçiler ve köylüleri çağrıştırmıyor.
Bu haliyle en korkunç ve en çirkin aydın şekline bile düşmesi,tenezzül etmesi mümkündür. Bu,lüks aydınların
işidir, durumudur. Mevcut ideoloji onlarda bu tür sorunluğu, karışıklığı ortaya çıkarmıştır ki B.M.W.otomobillerinin
rengini kırmızı seçsinler veya mecliste ılımlılarla, muhafazakarlara ve gericilere karşı asık suratlı, sözde muhalif
kelimelerle konuşsunlar,nefislerini tatmin edip zevk alsınlar ve o zaman bir çeşit riyazet duygusuna mahkum
olsunlar. Bu hal,bu hastalık, hasta ve aydın bilinen bir insanda, özellikle ideolojik metinlere aşina, dil bilen,
tahsil görmüş birinde olduğu zaman artık şifası veya onun iflahı yoktur.Bırakın o bencillik derdinde ölsün!

Bizim aydınlarımızın yaptığı onsekiz ve ondokuzuncu asırdaki Avrupalı aydınların yaoptığı işlerin
aydınca taklididir. Bununla uğraşıyorlar, oysa bunlar iman ve kültür kalelerimizi, ahlaki değerlerimizi, tarihsel
birikimlerimizi alaşağı edenlerdir. Sömürünün giriş yolunu kolaylaştırıp düzleştirmek ve dini inanç, kültür ve
milli geleneğiimizin bu yeni saldırıya karşı direncini kırmak böylece bizi yenmek için alaşağı ettiler ki tıpkı,
İslam’ın insanları irtica ve hurafeperestlik asırlarının tutsaklığından kurtarmak, müslümanları baskı, sömürü ve
zorba kapitalizmin tutsaklığından kurtarmak için ayağa kalkıp devrimci savaşçı bir çehre oluşturduğu zamanlar
en sadık aydınlarımızın bile onu kurşun ve saldırılarına nasıl hedef yaptıklarını gördüğümüz gibi…Bu aydınların
İslam’a vurdukları her darbe ve yara, ortak düşmanın gözlerinden bir şevk kıvılcımının çıkmasına neden oluyor.
Ruhaniyetin politikadan koparılması için, aydınların hangi sloganları attıklarını gözlerimizle gördük, kulaklarımız-
la işittik. Bu slogan, Avrupada halka, akla, bilime karşı olan kiliseyi hayat, hareket ve özgürlük sahnesinden
uzaklaştıralım diyen şairin sloganıdır. Ama bizim aydınımız, çevre, zaman, mekan ve şartların farklılığını, hatta
konunun farklılığını bile kavramadan bu sloganı toplumumuzda da tekrarladı.
Bazan ileirci bir aydın başka bir asrın diğer şartlarda olan devrimci, özgürlükçü bir hareketin sloganı-
nı ortaya koyduğu zaman, taşıdığı yalan duygunun aksine, insanlık dışı rejimlerin, zorbaların ve zalimlerinin en
çirkin, en aldatıcı komplolarının varisi hatta sömürünün toy bir oyuncağı oluyor.

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir!

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği