Başkasına Kul Olmak Nedir

Tarihte geçen firavunlar,nemrutlar misali bir kul kalkıp da kendisini putlaştırmak ister ve insanlara
Allah’ı bırakıp ta kendisine kul etmek isterse…Elbette ki bu putun insanları kendisine kul etmek için kuvvet ve
enerjiye ihtiyacı olacaktır. Bu kuvvet ve enerjiyi önce şahsını korumak, sonra kendisini putlaştırmak için kullana-
caktır…Bunun yanısıra onun borazanını öttürecek, buyruklarını duyuracak kuklalara ihtiyacı olacaktır ki,bunlar
bu tanrılarına karşı son derece gülünç olan kulluklarını yerine getirsinler ve onu takdis ederek herkesin gözünde
büyütsünler ve yüce tanrılık vasıflarını herkese tanıtsınlar. Sonra da bir an bu kulluk görevlerini yerine getirmekten
çekinmesinler. Çevresinde dönüp dursunlar, kutsal şeyler versinler ona, buyruklarını dua gibi okusun ve durmadan
sözlerini tekrarlasınlar…
Çok yorucu bir iş elbette ki bu. Çünkü bu gülünç kulluk ve ibadet etrafındaki borazanlar sustuğu,tef-
ler durduğu, buhurlar söndüğü, terennümler dindiği, buyruklar okunmaz olduğu zaman küçülür, kısılır ve basitleşir..
Bunun için durup dinlenmeden bu havayı devam ettirmek gerekir. Bu ise elbette ki çok yorucu şalışmaları
gerektirecektir.
Bu yorucu çalışmalar yapılırken elbette ki enerjiler sarfedilecek, mallar dökülecek ve bazı kere de
ruhlar ve ırzlar payımal edilecektir. Ama bunlar yeryüzünün imarı için kullanılsa, verimli bir üretim çarkının dönmesi
için harcansa, beşer hayatının geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi için sarfedilse, beşeriyet için birçok faydalar
sağlanacaktır. Ne yazık ki, bu çalışmalar, bu didinmeler, bu mallar ve bazı kere de ruhlar bu hayırlı, bu insanlık
için verimli olan alanlarda kullanılmaz…Mademki insanlar Allah’a kul değil de O’nun dışında putlara kul olmaktadır,
hiçbir doğrudan doğruya insanların hayrı için kullanılmayacaktır…

Bu noktadan görülüyor ki, insanlar Allah’tan başkalarına kul olma günahını işlemekle,O’ndan başkasına
tapınmakla büyük kayıplara uğruyor, enerjileri tükeniyor, yeryüzünü imar edemiyor, üretim imkanlarını geliştiremi-
yorlar…Ve bunların ötesinde de ruhlarını mahvediyor, ahlaki değerlerini ayaklar altına alıyor.Zillete düşüyor,
eziliyorlar…
Yeryüzünün bir sisteminde böyle de, diğerinde değil mi? Hayır hepsinde aynı. Sadece değişen şey
yaşanan şartlar ve feda edilen kurbanlardır.

Gerçekten de Avrupa sahte bir din adıyla insanlara zalim bir terör rejimi uygulayan kilisenin baskısın-
dan kaçarken bütünüyle boşanmış ve Allah duygusundan bağını koparıp kaçmıştır. İnsanın insanlık değerlerini
çiğneyen ve zalim bir rejimle insanın şeref ve haysiyetini ayaklar altına alan kilise diktasına karşı baş kaldrırken
Allah’a da isyan etmiş ve baş kaldırmıştır…Sonra da birtakım insanlar kendi insanlık şeref ve haysiyetini,hürriyet
ve değerlerini–bu arada menfaatini–bir takım ferdiyetçi nizamların gölgesinde aramaya başlamış, bütün ideal ve
düşüncelerini hürriyet ve haysiyetini demokrasiye bağlamış ve bunların garantisini orada aramıştır. Veya
parlamenter sistemlere, yasalara, basın hürriyetine, kaza ve teşri teminatlarına, seçmen çoğunluğunun kararına
bağlamışlardır. Ve o nizamların çevresini saran sayılamayacak kadar çok lafta prensiplere…Sonra ne olmuş?…
Alınan netice ne?…Sonuç; kapitalizmin, her türlü baskı sistemlerine başvurarak sayılamayacak kadar çok
garanti ve paravanlar arkasına gizlenip insanları hayali duygular içinde uyutup zulmü gerçekleştirmesidir.
Neticede, kapitali elinde bulunduran azgın bir azınlığın alçaltıcı ve öldürücü köleliği altında çoğunluk ezilmiş ve
azınlık gurup her zaman parlamenter çoğunluğu elinde tutmuştur. Parlamenter çoğunluğu eline geçirince de
yasaları kendisine göre tanzim etmiş,basın hürrüyetini keyfine göre yorumlamıştır.

Sonra birtakım kimseler çıkmış sermaye çevresinin üstünlüğüne dayanan veya tabaka hakimiyetini
sürdüren egoist ve ferdiyetçi nizama baş kaldırmış ve başını sosyalist sistemlere çarpmıştır. Sonu ne olmuş?
Alınan netice ne?…Bu sefer de kapitalist zümrenin hakimiyetinden çıkıp kolhoz hakimiyetine girmiş.Bir başka
ifadeyle; kapitalistlere ve büyük şirketlere kulluk yerine, idari sultayla birlikte mali gücü de elinde bulunduran
totaliter devletin kulu kölesi haline gelmiştir. Neticede ortaya çıkan durum, kapitalist sınıfın hakimiyetinden çok
daha tehlikeli bir hal almıştır…

Her halükarda insanın insana kul olduğu her yerde insanlar mallarını ve canlarını acı bir fedakarlık
örneğiyle kurban vermişler. Kime? Çeşitli şekil ve hallerle ortaya çıkan tanrılara…Çünkü insanlar mutlak şekilde
bir tanrıya kul olmak ihtiyacını duymaktadırlar. Eğer bu kulluk Allah’a olmazsa mutlaka Allah’tan başkasına
olacaktır…Yalnız Allah’a kulluk insana hürriyetini, şeref ve haysiyetini, değer ve üstünlüğünü de bahşedecektir…
Allah’tan başkasına kulluk ise, insanın insanlığını yiyip bitirecek; şeref ve haysiyetini, hürriyet ve faziletlerini
silip süpürecektir…Sonra da mallarını ve maddi menfaatlerini ortadan kaldıracaktır.

İşte bütün bunlardan dolayı üluhiyyet ve kulluk meseleleri Allah’ın gönderdiği risalet ve kitaplarda
büyük ihtimamla tahlil edilmiştir. Çünkü <<ibadet>> meselesi bir şekil ve formalite meselesi değildir.Bilakis bir
din edinme, emre uyma, bir nizamı benimseme, bir sisteme tabi olma ve hayatta yaşanan bir doktrine bağlanma
meselesidir.Hayatınızı hangi Rabb’in (efendinin) hükmüne göre yaşamanızla ilgili bir meseledir.

Sadece Rabbim Allah’tır demek tevhid meselesini halletmiyor.Bunun pratiğe intikal etmesi ve birtek
Allah’ın dışında canlı veya cansız hiçbir şeyin ilahlaştırılmaması gerekiyor.

Hz.İbrahim’in hem kendisini hem de çocuklarını, tapınmaktan korumasını Allah’tan istediği put,sadece
Araplar’ın ilkel cahiliyet dönemlerinde yaptıkları gibi basit ve alelade şekilden ibaret değildir. Veya muhtelif cahili-
yet sistemlerinin taş,ağaç,kuş,hayvan,yıldız,gök cismi, ateş,ruh, veya hayaller biçiminden ibaret değildir put…

Bu basit ve alelade puta tapınma şekilleri, Allah’a şirkin bütün anlamlarını içine almaz. Allah’tan başka
tapınılan putları ihtiva etmez. Yalnızca bu basit ve alelade şirk ve put şekilleri üzerinde durarak,Kur’an’daki şirkten
maksadın bunlar olduğunu kabul edecek olursak sonsuz derecede şekilleri olan şirk mefhumunu iyi kavramış
olamayız. Ve bugün beşeriyetin içine saplandığı şirk ve modern cahiliyet şekillerinin gerçek yüzlerini tam olarak
göremeyiz.
Put, putlaşmak isteyenlerin arkasına gizlendikleri birer işaret ve semboldür…Onlar insanları kendileri-
ne kul köle yapmak için o dikili putların arkasına sığınırlar ve onun gerisinden kendi buyruklarını rahatça yürütürler..

Hiçbir zaman için bir putun konuştuğu, duyduğu ve gördüğü görülmemiştir…Ancak putların arkasına
gizlenmiş olan rahipler ve mabed bekçileri mırıldanarak etrafında onun adına dualar okur ve bereketler dağıtan
muskalar asarlar. Sonra da kitleleri ezmek ve kölesi, kulu haline getirnek istediği kimselerin adına o putları
konuştururlar…
Hem islam sadece ağaçtan ve taştan yontulmuş putları yıkmak için gelmemiştir ki…Bunca gelmiş
geçmiş peygamberler silsilesi sadece bu putları yıkmak için uğraşmamışlardır ki. Yalnızca ağaçtan dikilmiş
veya taştan yontulmuş putları yıkmak için tarih boyunca İslam hareketi fedakarlıklar yapmamış, bunca acı ve
ıstıraplara katlanmamıştır…
Bilakis İslam gerçek manada Allah’a kulluk ve her meselede Allah’ın emirlerine itaat ile, her ne
şekilde ve surette olursa olsun Allah’tan başkasına kulluğun ayrılış noktalarını kesinkes belirtmek için gelmiştir…

Allah’ın dini, kendilerinin müslüman olduğunu sananların tasavvur ettiği gibi basit değildir…Şurası
muhakkak ki Allah’ın dini hayatın en küçük meselelerine, bütün teferruatına kadar şamil olan tam ve mükemmel
bir hayat görüşüne sahiptir. Bu hayat görüşünü değerlendirip yaşayanlar gerçekten İslam’ı yaşıyorlar demektir.
Allah, kainatın yaratıcısıdır, O tek’tir ve kulları için seçtiği yegane din İslam’dır…

Üluhiyyet(tanrının varlığını tanıma) meselesi müşriklerce inkar konusu değildir. Çünkü onlar Allah’ın
varlığına inanıyorlardı. Esasen yaratılışından gelen bir hususiyetle insan, bu kainatı vareden bir mabuda inanma-
dan edemez. Çok şiddetli sapmalar olursa nadiren bu hususiyetin dışına çıkar. Fakat onlar Allah ile birlikte
başka mebudlar da tanıyorlar ve onlara yönelerek ibadet ediyorlardı. Güya bu mabudlar, onları ya Allah’a yaklaş-
tıracak, ya da huzurunda bunlara şefaat edeceklerdi. Ayrıca müşrikler, tanrılık hususiyetlerine özenerek, ilahi
izin olmaksızın kendi kendilerine kanun vazediyorlardı.

Müşrikler Yaratanın,rızık verenin, öldürenin,diriltenin, her şey üzerinde tasarrufa muktedir olanın
Allah olduğunu biliyorlardı.Fakat bu seviyede üluhiyyeti itiraf etmenin gereği olarak O’nun Rububiyetini hayat-
larında hakim kılmalıydılar. İşte onlar bu gerçeğe uymadılar…Çünkü Rububiyeti kabul,yalnız O’na ibadet etmekle
mümkün olurdu. O’ndan başkasının huzuruna ibadet prensiplerini şiar edinerek varmamalı,meselelerinde O’ndan
başkasını hakim kılmamalıydılar. Allah Teala’nın <<İşte Rabbiniz olan Allah budur,O’na kulluk ediniz>> kavli
şerifinin manası budur.
Bütün cahiliyet devirlerinde üluhiyyet sahası dar çerçevede mütalaa edilmiş,insanlar; tanrının varlığını
itiraf etmekle inanmış olduklarını sanmışlar, üluhiyetin icaplarını -ki bu Rububiyettir- düşünmemişlerdir…
Bildiğimiz gibi Rububiyet; kendisinden başka Rabb olmayan Allah’ın dinine sarılma,başkalarının değil mutlaka
O’nun saltanatını hakim kılmanın, ifadesidir…

Cahiliyet devirlerinde<<ibadet>>in şümulü kısıtlanır, dini şiarlardan bazılarını yerine getirmekten
ibaret kabul edilirdi. İnsanlar yalnız bunları yapmakla inandıklarını sandıkları tek tanrıya karşı ibadet görevlerini
yerine getirdiklerini zannederlerdi. Halbuki, ibadet kelimesi başlangıç itibariyle<<abede>> kelimesinden türemiş-
tir. Bu kelime ise <<din edindi,boyun eğdi>>anlamına gelir. Yapılmakta olan dini şiarlara gelince bunlar, sadece
din edinme ve boyun eğmenin bir görüntüsüdür. Ama gerçek dini vecibelerin hepsi değildir.

Cahiliyet bir merhale ve tarihte bir fetret devresi değildir. O üluhiyet ve ibadetin anlattığımız gibi dar
ölçüler içerisinde mütalaasıdır. Bu şekilde manaları kısıtlamak insanları –kendilerini ilahi dine sahip zanneede-
dursunlar–şirke götürür. Şimdi dünyanın bütün ülkelerinde durum böyledir. Oysa nice ülkelerde halk müslüman
ismini taşır, dini şiarları da yerine getirirler. Ne var ki Rableri Allah değildir.

Esasen kastolunan ibadetin manası bizzat şu ayetle te’yid edilmiştir:<<De ki:” Allah’ın size gönder-
diği, sizin bazılarını haram, bazılarını helal kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz? Allah mı size izin verdi de
(böyle yaptınız), yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”>> (Yunus,59)

Bugün bizim içinde bulunduğumuz durum; Allah Teala’nın kendilerine:<<İşte Rabbiniz olan Allah
budur.O’na kulluk edin.Nasihat dinlemez misiniz?>> diyerek seslendiği cahiliyet mensuplarının içine düştüğü
durumdan faksızdır.

Bu yahudilerin hali; günümüzde müslüman olduklarını, Muhammed(as.)’ın ümmetinden olup,Allah’ın
kendilerine yardım edeceğini, yahudileri İslam topraklarından çıkaracağını zanneden, sonra da iktisadi,içtimai
ve ahlaki yaşayışlarında dinden eser bulunmayan, hayatın her safhasından dini saf dışı eden müslümanların
haline benzer…Bütün müslümanlıkları; İslam adı taşımaktan ve bir zamanlar müslümanların hayat sürdükleri
yerlerde doğmuş olmaktan ibaret olan müslümanlara…

Kendi kendilerini temize çıkaran bu yahudileri Allah Teala Resulullah’a taaccüp ile anlatıyor.Halbuki
<<çağdaş>> müslümanların hali onlarınkinden çok daha acayib olduğu gibi, insanı daha çok hayrete sevk edecek
durumdadır…İnsanlar kendi kendilerini temize çıkaracak yetkiye sahip değildirler. Durumlarının iyi olduğunu,
Allah’a yakın olduklarını ve Allah Teala’nın kendilerini ceçmiş olduğunu kullar belli edemez. Sadece Allah Teala
dilediği kimseyi temize çıkarır, tezkiye eder. Zira kalpleri ve amelleri en iyi bilen şüphesiz ki Hak Teala’dır.

İnsanlar takdir hakkını Allah’a bırakıp da kendileri çalışmaya yönelseler, Hak Teala hiç kimseye zerre
miktarı zulmetmez. Fakat takdiri Allah’a bırakıp çalışmaya yönelmek kaydıyla, yoksa laf ve iddiayla değil.
Evet insanoğlu haya ile muttasıf olup, tevazu içerisinde, hiçbir iddiada bulunmaksızın susarak çalışmaya yönelse
hiçbir zaman Allah huzurunda yüzü kara çıkmaz.Kendisine haksızlık yapılmayacağı gibi,amelinin en küçük
parçası da unutulmaz…

Ya biz? Şu müslüman olduklarını iddia eden bizler? Müslüman adını taşıyan ve bir zamanlar müslü-
manların yaşadıkları beldelerde yaşayan bizler? Pratik hayatımızda İslam’dan eser görülmeyen bizler!…
Ne kadar tuhaf…Biz müslüman olduğumuzu nasıl iddia edebiliriz!…Bugünkü perişan halimiz ile, sefil hayatımız
ve kısır düşüncemiz ile İslam’ın mübarek çevresine leke sürüyoruz. Hz.Muhammed(a.s)’ın dinini hayatımızdan
koparıp attıktan sonra kalkıp da Muhammed(a.s.)’ ın ümmetinden olduğumuzu ve Allah’ın bizi bunun için seçtiğini
iddia ediyoruz. Ne kadar dehşete düşürüyor insanı bu…

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir!

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği