Bekleme Salonunda Bir Anı

BEKLEME SALONU:

Kaç gündür yolda olduğunu unutmuştu.
Bitkin bir durumda olmasına rağmen, çok halsiz kalmasına rağmen, uykusuz olmasına rağmen,
ayaklarını zorla sürümesine rağmen durmak ve durdurulmak istemiyordu. Çünkü trene yetişecekti.
Çünkü trene yetişmesi lazımdı. Çünkü kutlu ve mübarek trene binmesi ve bu atmosferden, bu zulüm-
den, bu çirkeften kurtulması gerekti.
Tren düşüncesi aklına gelince tozlu topraklı yüzü tekrar aydınlandı. Ayakları tekrar çırpındı
koşturmak için. Elindeki tesbihin her tanesini çekerken “Yetişmeliyim, yetişmeliyim,yetişmeliyim..”
diyordu. Otları, ağaçları, taşları soğuk nefesiyle okşayan rüzgarın uğultusunda sanki tren düdüğünü
duyuyor ve bu endişeyle, bu korkuyla daha hızlı, çok daha hızlı gitmek istiyordu.
İstasyonu gördüğü zaman bütün yorgunluğunu unutmuştu. Mekke’ye giden hacıların
Kabe’yi görünce nasıl heyecanlandıklarını, nasıl sevindiklerini yaşarcasına hissetti.
Yetişmişti, yetişmişti işte!..
Besmeleyle ve bildiği duaları okuyarak girdi içeriye. Bekleme salonuna girince şaşkınlığı bir kat daha
arttı. Muhteşem bir bekleme salonuydu bu.Lokantalar,marketler,kafeteryalar,yayınevleri, kasetçiler,
videocular ve daha neler neler serpilmişti etrafa. Mescitlerin yanında cenaze levazımatçısı dahi vardı.
Hayretle bakındı etrafına ve hoşlanmıştı bu gördüklerinden.
“Maşaallah her şey var!.” dedi kendi kendine.
Bekleme salonundaki kalabalık, trenin henüz gelmediğini gösteriyordu. Bekleme salonun-
daki kalabalığa göz gezdirdi. Birçok tanıdık sima, birçok tanıdık isimle karşılaştı burada.Sözü dinle-
nir, yazısı okunur yazarlar ve konuşmacılar hep buradaydı. Müftüler,vaizler, hoca efendiler hep bura-
daydı. İnsanlar birbirlerinin etrafında toplanmışlar, birbirlerini dinliyorlardı.
Bir kısım kitap okuyor, bir kısmı kaset dinliyor, bir kısmı video seyrediyor,bir kısmı yemek
yiyor, bir kısmı çay içiyor, bir kısmı uyuyor, bir kısmı hastalanıyor, bir kısmı ölüyor, bir kısmını imam-
lar defnederken, bir kısmını analar yeniden doğuruyordu.
Sanki başlı başına bir dünyaydı bu bekleme salonu!..İnsanların yaşadıkları ve insanların
öldükleri bir dünya!..
Seçim sandıklarının içinden konuşan, gerçek yüzleri ve gerçek kimlikleri belli olmayan
politikacılar, sandıktan çıkmak ve bekleme salonunda iktidara gelmek istiyorlardı. Belli başlı vaadleri,
tren tarifelerinde yapacakları ucuzluktu. Şayet onlar iktidar olursa, henüz gelmeyen trenin biletleri
daha ucuza satılabilecek ve herkese emzikli iki anahtarlık verilecekti.
Yorgun olmasına rağmen henüz oturmamıştı.
Etrafı gezmeye devam ediyor ve karşılaştığı müslümanlarla selamlaşıp, selamlaştığı müs-
lümanlarla kucaklaşıyordu. Sonra bir grup müslümanla bekleme salonunun yumuşak koltuklarına
oturdular. Konuşmaya, sohbet etmeye başladılar. Muhteşem bekleme salonuna tekrar göz gezdire-
rek bu salonu kimin yaptırdığını sordu. Fakat verilen cevaplar birbirine karışmıştı.”Devlet mi,Diyanet
mi, Faysal mı, Rabıta mı..” dediler pek anlayamadı. “Belki de hepsinin bir katkısı vardır!”diye düşündü.
Bu kuruluşlar hakkında duyduğu menfi haberleri uzaklaştırmak istedi zihninden.
Duyduğuna mı inanacaktı, yoksa gördüğüne mi?
Adamların yaptıkları meydandaydı işte!.
İnsanların, özellikle müslümanların nankörlük yapmamaları gerekirdi. Adamcağızlar bunu
yapmasalar bunca insan nerede bekleyecekti? Yağmurdan, soğuktan nasıl korunacaklar ve çeşitli
ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklardı? Söz konusu kuruluşların yaptıklarını tekrar gözden geçirerek
onları şükran duygularıyla yadetmek istedi.
Çaylar birbiri arkasına geliyor ve sohbetler koyulaşıyordu. Mevcut ortamdan şikayet eden,
nefret eden gözler, söz trene geldiği zaman umudla parlıyor, parıldıyordu. Herkes bu treni beklyior
ve herkes bu trenle umudlanıyordu.
Bazılarının “Hak”, bazılarının “Adalet”, bazılarının “İslam” dedikleri bu mübarek tren kutsal
yükü ile gelecek ve onları kurtaracaktı!..
Sohbeti dinlerken, sohbete katılırken bir kulağı hep trendeydi. Ufacık bohçası elinin altında
hazır duruyor ve tren düdüğünü duyar duymaz kalkmaya hazır bir vaziyette bekliyordu. Sohbet uza-
masına ve hayli vakit geçmesine rağmen henüz tren gelmemişti.Sanki bir suç işliyormuş gibi usulca
sordu etrafındakilere,-Tren ne zaman gelecek? Bütün gözler kendisine çevrilmşti!..
Sanki imanından kuşku duyulan bir müslüman durumuna düşmüştü. Sözü dinlenir kişiler,
iman esaslarından bahsediyor gibi kendilerinden emin bir sesle konuşmaya başladılar.,
..Az kaldı kardeşim, sakın endişelenme!.
..Gelecek elbet,gelecek. Bunca insan boşuna mı bekliyor?
..Neden sordunuz ki, yoksa kuşkunuz mu var?
Tabii ki kuşkusu yoktu!..Burası istasyon olduğuna göre tren elbetteki gelecekti. Ne var ki bekle-
mekten ve bitmeyen sohbetlerden sıkılmaya başlamıştı. Treni yolda görme umuduyla bekleme salon-
undan dışarıya çıktı.
Dışarıda kimsecikler yoktu!..
Tabii ki bunu da pek yadırgamadı. Rahat ve geniş olan bekleme salonundan neden dışarı-
ya çıksınlar ve neden üşüsünler ve neden üşütsünler ki!..
Trenin hangi taraftan geleceğini anlayabilmek için demiryolunu ve levhaları aradı gözleri.
Bekleme salonunun dört bir yanını dolaşmasına rağmen ne demiryoluyla,ne de levhalarla karşılaş-
mıştı. Her taraf otluk, her taraf taşlıktı!..Bir daha, bir daha dolaştı.
Fakat yoktu, yoktu aradıkları!…
Ameliyatta iki bacağı birden kesilen ve bu durumdan habersiz olarak kendisine gelen
hastanın duyduğu dehşeti yaşadı.
Ayakları yoktu!..
Yürüyeceği, koşacağı ve istediği yere gidebileceği ayakları yoktu!.Ayaklarını arayan
gözleri, ayak boşluklarına takılıp kalmıştı!.
Evet, yoktu, raylar yoktu!.
Raylar döşenmemişti!
Kutsal treni omuzlayacak, sırtında taşıyacak raylar yoktu. Yol yoktu, yöntem yoktu,
yoktu olması gereken şeyler yoktu!..
Peki tren nasıl gelecekti?
Nereden gelecekti? Kim getirecekti? Nasıl getirecekti?
Beynini hedef tahtasına çeviren sorular, beynini delik deşik yapmıştı sanki. Beynine ve benliğine
saplanan bütün sorular, sadece tek bir cevap ile kucaklaşıyordu. Duymak istemediği, yalanmak ve
uzaklaşmak istediği bu cevap, korkunç bir salgın gibi her tarafını kuşatıyor ve her tarafını ateşleyen
bir haykırışla onda yankılanıyordu.,
Tren gelmeyecek, tren gelmez, gelmez bu tren..
Evet,
bu istasyona tren gelmezdi!.Yolların belirlenmediği, yolların açılmadığı bu istasyona tren gelmezdi.
Ağlamaya başlamıştı.
Uzun bir sürede beslediği, büyüttüğü bütün umudlar gözyaşlarıyla ayrılıyordu kendisinden.
“Durun, gitmeyin, beni terketmeyin..” demiyordu, diyemiyordu. Haketmediği bütün umudları gönderdi
kendisinden, bütün umudlarından ayrıldı.
Ekmeden biçmek istemişti!..
Başkalarının açacağı yoldan bir tren beklemişti. Herkes aynı beklenti içindeydi. Herkes başka-
larının açacağı yoldan trenin geleceğini umud ediyor ve bu trenle kurtulmak istiyordu.
Oysa başkaları yoktu!..
Kendisinden ve kendisi gibilerden başkaları yoktu. Elleriyle işaret edecekleri ve “İşte bunlar
yapacaklar, bunlar edecekler..” diyecekleri başkaları yoktu. Fakat herkes başkalarından bekliyor ve
başkalarından umudlanıyordu.
Ama o, o anlamıştı artık!.
Kendisinin olmadığı bir yerde başkalarının olmadığını, başkalarının olamayacağını anlamıştı.
Kendisinden umudu yok ise başkalarından umudlanmaya hakkı olmadığını çok iyi anlamıştı.
Bekleme salonundan yükselen sesler ile kendisine geldi. Gelmesi beklenen tren üzerine,
gelmesi beklenen sevgili üzerine ilahiler okunuyor, marşlar söyleniyordu. Boş ve boşalmış gözlerle
bekleme salonuna tekrar baktı. Bekleme salonundaki insanların duyduğu umudlardan çok uzaklaş-
mıştı artık. Bilet veznelerinin önündeki kuyruğa ve bu kurukta umudla bekleyen insanlara bilet satan
tüccarlara öfkeyle baktı.
Gelmeyecek trenin biletini satıyorlardı!..
İnsanları gerçekleşmez vaadlerle aldatıyorlar ve aldattıkları insanları sömürüyorlardı. Trenin
gümüş üzerine sedef kakmalı maketi duvarlarda asılıydı. Trenin resimleri, maketleri gösteriliyor,
isteyene birinci mevki, isteyene ikinci mevki bilet kesiliyordu.
Şimdiye kadar duymadığı, hissetmediği duygular içerisinde bekleme salonuna girdi.Bilmem
kaç yıldır umudla yazdığı dergileri, kitabları özenle yere bırakarak bunların üzerinde biraz yükseldi.
Kendisine bakan ve bakmayan bütün insanları işaret ederek olanca gücüyle bağırdı:
Beklediğiniz gelmeezz!
Duvardaki tren maketini göstererek bir şeyler anlatanlar, anlatılanları dinleyenler, gerçekleşmez
umudlarla biletleri alanlar, gerçekleşen umudlarla biletleri satanlar duymuşlardı bu sesi.
Bekleme salonundaki insanların itikadını zedeleyen bir sesti bu!.
İtikadı zedeleyen, umudları sarsan bir sesti. Bir uğultu, bir homurtu yükseldi bekleme salonun-
dan. Bu sesi duyanlar, bu sesten rahatsız olanlar, sesin geldiği tarafa yöneldiler. Sözü dinlenir itibar-
lı kimseler, “Beklediğiniz gelmez” diye tekrar tekrara bağıran adamın üzerine gitmişler ve adamı tek-
melemeye, tartaklamaya başlamışlardı.
Diğerleri için örnek bir davranıştı bu!.
Demek ki bu sapık ile konuşmaya, bu sapığın anlattıklarını dinlemeye hiç gerek yoktu!.
Büyüklerini izlemeye ve bu sapığı hep birlikte tartaklamaya başladılar. Karşılaştığı tepkiye rağmen
onun susmadığını görenler, “Ne azılı sapıkmış!” diyerek daha şiddetli saldırıyorlardı. Akıllarını,gönül-
lerini, gözlerini ve kulaklarını kapatan insanlar tekrar tekrar vurmaya devam ediyorlardı.
Gözleri ve dünyası karardı yerdeki adamın.”Beklediğiniz gelmez” diyerek bir kez daha haykırdı.
Tekmelere ve tekme seslerine karışan son sözleri ise hiç duyulmadı.Kanayan ağzı,kanla karışık
bir fısıltıyla kapanmıştı.,
Raylar yok ki!..

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği