Günümüzde Putlar

Tekelci mülkiyet düzenin pisliğinin ve bunun ürettiğinin farkına varan, ister dindar ister dinsiz herkes
çaresiz şu hususu itiraf edecektir; Bu düzen, ilahi insandan paraperest bir fare, bir istifçi, bir karınca yapan
sınıfsal çelişkinin kapsamını genişletip, insanı vahşi kurta, tilkiye, fareye, sineğe dönüştürüp parçalıyor.
Hile, düşmanlık, hırsızlık, hakkın katli, kölelik, güç isteği savaş ve nefreti sosyal ve insani ahlak ilişkilerinde
kardeşlik, hak isteği doğruluk ve sevginin yerine egemen kılıyor. Halkları bütün insani değerlerden uzaklaştıran,
insanlara kölelik, korku, dalkavukluk, nifak, zillet, kölelik ve uşaklık ruhu aşılayan asalet, irade, akide ve doğal
isteği mutlak şekilde inkar ve reddeden, istibdat hükümetlerinin siyah büyülü uğursuzluğunu egemen kılan bu
düzen. Eğer hala insan mevcut ise, insanlığın anlamı henüz unutulmamışsa, zorbalık ve sınıfsal çelişki,sürekli
felaket, yalan, işkence, süfli istekler, köleleştirme, ve zillet yaratan bu düzenin üzerinden bin yıl geçmesine
rağmen insan hala yüce değerlerden söz ediyorsa insan türünün uhrevi faziletleri ve kişisel hasletlerinin kökü
kazınmamışsa, havaya uçmamışsa, ilim, hürriyet, irade, takva, fedakarlık, azamet, asalet…büyüklük gibi kav-
ramlar ve güç, servet, zevk hatta hayat üstü mevcut bütün değerler bugünkü insanın uyanık vicdanında övülüyor-
sa bütün bunlar tapmanın eseridir ve varlıklarını tapmaya borçludurlar. Bütün tarih boyunca insanlık dışı egemen
güçlerin dünyada ve sosyal hayatta inkar ettikleri ve bilahere mahvoldukları ama insanın onları tanrılarda çeşit-
lerin ilahlarında, bilahere azamet ve <<mutlak değerlerin>> görüldüğü yer olan büyük tanrıda, tanıdığı bu değer-
lere tapma daima olmuştur, insanoğlu onları daima tanımış düşünmüş ve varlığının tüm derinliğiyle aşıkça onlara
ibadette bulunmuştur.
Bu şekilde, din, insanın alınyazısında birbirine zıt bir fonksiyon taşımıştır. Bir taraftan herşeye ege-
men ve musallat olan insanlık dışı güçlerin elindeki tekamüle karşı fonksiyon, diğer taraftan bu hükümetlerin
ötesinde<<ruh>>u cemali, celali, temizlik, kutsallık, görüş, irade, ilim, yaratıcılık, ebediyet, cömertlik, sevgi,
güzellik, aşk, hak…ve adaletin görüldüğü mabuda kulluk ile oluşan, insanı mutlak mükemmel ve yüce tarafına
çekmiş tekamül.
İnsan cevherinin manevi tekamülünü, onları genişleten ve iman olmadan nasıl düşünebilirsiniz?
Bu olmadan,<<yüce değerlere inanmak>> olan <<Allah’a inanmayı>> nasıl düşünebilirsiniz? Halbuki insanların
yaşadığı düzen; para, tüketim, içgüdüsel ve maddi saikler, burjuvazi, kapitalizm, özel mülkiyet ve sınıfsal sömürü-
nün egemen olduğu bir sistemdir. İlişkiler-beşeri ilişkiler- sosyal ilişkilerde verme nedeniyle kapitalizmde birbirle-
nin yüzüne pençe atmaktadırlar, eğer her kim gözünü, göz kapağını kapatırsa külahını kapıyorlar (onu dolandırı-
yorlar). Serbest piyasa ve kapitalizm düzeninde herkesin sabahtan akşama kadar it gibi koşması gerekir,akşam-
dan sabaha kadar da para rüyası görmesi…Yoksa yaşamaktan mahrum kalır. İnsan cevherinin özgürlüğü ne
oluyor? Sınıfsal çelişki, çıkarcılık, bütün insani değerlerin para gücüne dönüştürülmeye çalışılması esaslarına
dayanan bir düzende demokrasiden, siyasal özgürlükten, düşünsel özgürlükten nasıl söz edilebilir? Demokrasi
ve kapitalizm bunların ikisi nasıl birbirleriyle toplanabilir? Ancak, insanın çıkarcılığını gizlemek için insandan,
demokrasiden sahte bir maske yaparsak bu mümkün olabilir. Bu en kirli aldatma ve demokrasinin en büyük
afetidir. Böyle bir düzende insanların özgürlük duygusuna kapılmaları mümkündür. Ama bu, sahte, yalan bir
duygudur. Böyle toplumlarda bütün fertlerin özgürce rey vermeleri mümkündür. Ama onlardan önce, reyleri
sandığa atan kapitalizmdir.(reyleri yölendiren). Fakat para, bilinçli bilinçsiz rey oluşturuyor. Herkesin koşmaya
hür olduğu bir oyun meydanında sadece süvari olanların koşuyu kazanacağı şüphesizdir. Yayalar bu özgürlükten
ve siyasal hakların eşitliğinden daima geri kalırlar.
Binaenaleyh,(bu durumda) özgürlük sahibi olmak mümkün değildir. İrfani duygu, ahlaki ve varlıksal
ihlas, ancak ondan önce hayat düzeninin onları maddi hayatın esaretinden ve iktisadın tutsaklığından kurtarması
ile ancak mümkündür. Kur’an deyimiyle:<<Çoğunluk olmak iddianız sizi o kadar meşgul etti ki, mezarları ziyaret-
le oradakileri de sayacak kadar oldunuz.>> (Tekasür suresi,ayet: 1-2)
Özgür insan: Önce kapitalist düzenin tutsaklığından kurtulmuş sınıfsal düzenin insanı iki kutba ayır-
madığı bir düzende yaşayan kimsedir. Sınıfsal şirkin, ırksal şirkin, kavimsel şirkin, insana egemen olmadığı
bir düzende yaşayan insandır özgür insan…

Kendini yetiştirmenin üç boyutuyla uyum içerisinde devam etmesi gerekir. Bu anlamda ileri insan,
her boyutun ilerlemesini diğer boyutların ilerlemesiyle ancak mümkün olarak algılar.
İslami hükümler de gösteriyor ki sorumluluk yaşına erişen bir insan için, onun yetişme aşamasıyla
ilgili bireysel ve toplumsal sorumluluklar derhal başlıyor. Bu yükümlülükler, onun siyasal ve toplumsal risaletini
(sorumluluğunu) teşkil ediyor, hepsine birlikte muhatab oluyor.
Bu üç boyutu: 1) İbadet,2) Muamelat(iş,amel),3) Sosyal mücadele ile sürekli ve zamandaş yapmak,
billurlaştırmak,kuvvetlendirmek gerekir. İbadet geleneksel formları yerine getirmek ve lafzi (şimdi geleneksel din-
darların arasında revaçta olduğu gibi) anlamda değildir, demenin bile gereği yok. İbadetin lugat kökü,onun kültür-
ümüzdeki derinlik ve genişliğini göstermektedir. <<Abdüttarik>> bir yol hakkında söyleniyor, yürüyeni yumuşak,
rahat, emin ve seri bir şekilde hedefe ulaştırıyor. Burada ibadetin varlıksal bir mesele olduğunu görüyoruz,
aslında kendini yetiştirmek anlamındadır. Kişisel çıkarlar,garazlar, bozuk adetler ve yönelişlerle, uygunsuz ve
yoldan çıkaran çabaları ve bize bencilliği yükleyen davranışları, şuur eli ve insan iradesi altında güçlü ve sağlam
bir rejimle<<tasfiye, tezkiye edilmesi ve berraklaştırılması>> gerekir. İhlasa ulaşması gerekir. İhlas,iman yolun-
da,yüce insani değerler yolunda, halk yolunda, kendini ıspatlamak için kendini reddetme yolunda insan varlığı-
nın biricikliğidir.
İslamda namaz özellikle insanın gece gündüz süren günlük hareketlerinin başlangıcında bireysel ve
iktisadi yaşamın bataklığından–ki bütün telaş ve çaba bireysel ihtiyaçların temini içindedir–dışarı çekiyor ve
Allah’ın karşısında tutuyor.Oruç da diğer bir rejimdir.Bu tür ibadetler: Ruhu günlük hayatın bataklığına düşmekten,
ticari tezgahların, ünitelerin size zoraki yükledikleri tüketimperestlikten, tutsak olmaktan, lüksperestlikten ve
aşağılık rekabetlerden geri çeviriyor,koruyor. Sonunda hergün gittikçe ağırlaşan ağır tüketim yükü bütün insani
değerlerimizi kurban ederken bu ibadetler bizi bu tuzaklardan beri tutuyor.
Ama bugün kapitalizm, iktisat,kültür,siyaset,sosyoloji ve askeri sistemlerle karışmış iç içe bir düzen-
dir, bir kanser şebekesi gibi sadece dünyayı değil, insanları da içten ve dıştan çirkinleştiriyor.Gördüğümüz gibi
öyle bir gidiş çizgisine düşüyoruz ki nasıl, hangi yolla değiştiğimizin bile farkına varamıyoruz. Bu değişme,
onların istedikleri ve önceden yaptıkları bir yöndedir. Böyle korkunç bir düzende insanı kendi varlıksal çirkinleş-
mesinden,insanın düşüş ve zelil oluşluğundan, bütün insani değerleri unutmasından kurtaracak tek bağ ve
ilişki ibadettir. Makinaizm, kapitalizm, politika ve ağır saldırıların egemen olduğu yutucu bir dünyada ibadet
ancak bizi koruyabilir ve bize sağlam bir dayanak yeri bağışlayabilir.

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği