Dindar İnsanlar 3

Senin inandığın din; seni ölümden önceki dünyadan gafil kılarak tüm, kuşku, çaba, telaş ve sorumlu-
luğunu ölüme ve ölümden sonraya hasreder. Senin dinin bana ölümden önceye ilişkin bir şey söylememektedir.
Sana da söylemediğinden sen de bir şey bilmemektesin. Sen; <<Benim bu inanç ve amelim,>> <<Münker ve
Nekir’e cevap vermek>> doğrultusundaki derdimin dermanıdır.>> diyorsun. Ve yine;<<Başımı mezara koyup
üzerimi toprakla örttüklerinde bana olan faydası gün ışığına çıkar, etkisi görülür.Dünyada yaptığım işlerin mükafat
ve cezası orada bana ulaşır!>> diyorsun.Diyelim ki bu doğrudur.Peki senin dinin ölümden önce–ki biz yoksulluk,
zillet ve çaresizlikler içinde can veriyoruz– bize ne vaadediyor? Önerisi ne? Hiçbir şey! Sen ateşler içinde yanıyor-
sun. Senin halkın, ulusun, dünya halkları, kısacası tüm insanlık ateşten bir yaşamı sürdürüyor. Oysa sen bu ateşin
farkında olmadığın gibi, ısısını da hissetmiyorsun. Senin gece-gündüz ağlaman hep; ölümden sonraki kıyamet
azab ve ateşinin tasavvuruna yöneliktir. Oysa ben; şu anda insanlığın tepesine indirilmiş, beni-seni-onu-herkesi
yakan ateşle ilgiliyim. Hangi faktör ya da suyun bu ateşi söndüreceğini araştırmaktayım!

Allah’ı, Peygamber’i, imamları ve tüm kutsal bildiklerini çağırarak şöyle bir niyazda bulunduğunu duydum;
<<Allahım ! Bana kurtuluş bağışla,beni selamete ulaştır. Yaşamıma sağlık, borçlarıma ödeme ihsan eyle !
Hastama şifa, yolcuma salimen dönüş nasib eyle! Geçmişlerimin ruhlarını bağışla ! Kabire konul-
duğumda yardımını esirgeme! Beni yakıcı ateş ve azabdan koru! Beni cennetinde,ulu ve kutsal kimselerle birilk kıl!..

Bu dinin tümü,<<ben>> dir. Burada <<ben!>>. Orada <<ben!>> Bu din, salt seni kurtarmalı. Oysa
ben; tüm insanlığa kurtuluş verecek, gerektiğinde beni de feda edecek bir din ve imanın peşindeyim. Toplum
için çalışıp <<ben>> i <<biz>> e feda edecek bir din!

Ve sen adaklar, yalvarma ve dalkavukluklar sayesinde o ilah nezdinde kendini her cürüm ve cinayet-
ten temize çıkarırsın! Bu tavır ve inanışın tıpatıp toplumsal yaşamındaki yansıyış ve alışkanlıklarındır. Sen toplum-
sal yaşamında da hokkabaz ve kartvizitçisin. Bir mahiyet ve iltimas yasası oluşmuş.Adaletten sana,tek hukuk
ve yasal anlayış ulaşmıştır. Onu görüyorsun,bunu kabul ediyorsun, ilişki kuruyorsun, telefon ediyorsun,şuna
rüşvet veriyorsun, buna para dağıtıyorsun, aracı buluyorsun! İşte dinin de bu işlerinin benzeridir. Senin sosyal
hayatının özeti şudur: Partiler,para-pul, hile ve düzenlerle, nüfuz sahibi insanlar ve dostların, aşiret ve akrabaların,
özel dost ve arkadaşların aracılığıyla bay vali veya yargıc’a ulaşıyorsun. Torpille,rüşvetle,yaptığın kirli işlerden,
halkın hak ve malını yemekten, yasaları bozan davranış ve ihanetlerinden ötürü yasalara hesap vermekten kurtu-
luyor ve yasaları işlemez hale getiriyorsun. Aynen bu anlayışla, evrenin sultanına yakın olanların sevgisini kazan-
mak, şefaatlarına nail olmak vasıtasıyla öbür dünyada da kurtuluveriyorsun (!) yasalardan ! Bizzat senin bile
günah ve hata olduğuna inandığın işlerden senin dinin seni alakoymadığı gibi aksine seni koruyor!

İşte senin bana gösterdiğin din çizgisi budur. Ve ben bu dünyada mahpus, köle ve mutsuz olmak
istemiyorum. Ben izzet sahibi, özgür ve bağımsız olmak istiyorum.

Senin inandığın kaza ve kader diyor ki; Her olan iş, her işin yapıcısı, vurulan her tokat, yenen her lokma,
yağmalanan her servet, bireylerin edip halkların çektiği her zülum, yani herşey ben ve senden önce yazılmış ve
değişmezdir. Öyleyse Cani cinayet işlememezlik edemez! Maktul, kurban edilmeye karşı çıkamaz! Temiz olan
kimse, günah işleyemez! Yani, olmuş ve olacak herşey ne senin ne de benim elimde ve irademizdedir.Öyleyse
ne cani suçludur, ne yoksullukla cinayeti kabullenme kusurdur. Ne yağmalayan suçlu, ne de yağmalanan
mazlum! Bir katliamda, ne kan emenler suçlu, ne de kanı dökülenler haklı! Herşey cebri (Determine), kesin ve
değişmez. Ne senin iraden, ne benim iradem, ne senin ve ne de benim sorumluluğum; ne <<cani>> olmayı ne de
<<kurban>> olmayı seçme yetisini bize verir. Zalim ya da mazlum olmak yazgısı önceden sabittir. Ve biz önümüz-
dekini icra etme memuruyuz ve önceden yazılanı icra etmek ve görmek zorundayız.

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir!

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği