GÜNÜMÜZDE İSLAM NEDİR VE MÜSLÜMAN KİMDİR?

GÜNÜMÜZDE İSLAM NEDİR VE MÜSLÜMAN KİMDİR?

Şeytan’ı üç kere taşlamadan önce Kurban Bayramı’nı kutladılar; ihramlarını sırtlarından çıkardılar ve
fetih sloganları atmakla hacı olduklarını sandılar. Biz hayat sahnesinde, iman,cömertlik,ihlas, aşk,sevgi ve amaç
ülkesinde traş olup kurban kesen hacıların ellerinin içini okuduğumuzda, gönüllerinde Hannas’ın vesveselerinin
hala silinmemiş olduğunu ve Şeytan’ın egemenliğinin sürüp gittiğini gördük.
Nasıl oluyor da, Hz. İbrahim gibi olması gerekenler perde arkalarında Nemrut’la dost oluyorlar ve
Ashab-ı Kehf’iz diye geçinenler Takyanus’un altınlarıyla oynuyorlar? Haccdan dönmüş olan bu hacıların gönülleri
daha da kararıyor ve hilede, gösterişte, hakkı ezmede daha da acımasız hale geliyorlar!
Arkalarından edilen duadan, zikirden ve aldatıcı sloganlardan başka hiçbir nasibi olmayan müslüman-
lara yazıklar olsun! <<Bu topraklarda ve bu unutulmuş ülkede ne bir su var, ne bir yeşillik,ne de bir müslüman
haykırış!
Ama, düşman hiç boş durmaz. Hileler kurup durmayı elden bırakmaz. Bu talancı ve insanlık düşmanı
güç, kendisine karşı ayaklanan İslam’ı ezmek için elinden geleni ardına koymaz. Sırtında hırkasıyla cami ve
mihrap köşelerinde oturmayı öngören İslam’ı pek sever o. İslam’ın pasaportunun yalnızca dua ve ibadet için
geçerli olmasını ister. Mezarlıklar da onun sevdiği yerlerdir. Ona göre İslam’ın kuralları ölüler ve ölümden sonrası
içindir; kente gelme, meclise, üniversiteye, gazetelere, radyo ve televizyona, partiye,politikaya ve ekonomiye
girme hakkı yoktur.
Bunu engellemek için üç güç bir araya gelmiştir:
Kasitun (Adaletin düşmanları)
Marikun (Dostlukları yolun yarısına kadar olanlar)
Nakisun (Arkadan hançerleyen dostlar.)

Günümüz müslümanı,iyi bir müslüman olmayı çok basit birkaç kurala bağlamıştır. Hacca gitmek,yoksullara
birkaç kuruş sadaka vermek,namaz,oruç gibi birkaç ibadeti aksatmamak ve içinde yaşadığı islamdışı sistemin
bazı kurallarını İslam’a nasıl uyduracağı konusunda bilimsel araştırmalarda bulunarak faiz almanın ve bankacı-
lığın Şeriat’le uyuşturulması veya Şeriat’e uygun hale getirilmesi gibi çok ciddi çalışmalar yapmak.Bunun dışında
Günlük namazlarını kıldın,mübarek Ramazan orucuna da tuttun mu, koyuver gitsin artık senden iyi müslüman
yoktur. Başkalarının işinden, başkalarının halinden sana ne?

Hem Vehhabilik,hem Şiilik, hem Batıcılık, hem cami, hem kilise,hem de Komünizm…İslam’ı tanımak
mı istiyorsunuz, eski kitaplara başvurun; kurtulmak mı istiyorsunuz, hiç durmadan gözyaşı dökün; başarı mı
istiyorsunuz, adaklar adayın; ölümü mü istiyorsunuz, mezarlığa gidin!..
Evet. Kendilerine<<müslüman>> ismini veren bu kişiler Tevhid’in azametini, Hz.Muhammed’in insani
risaletini, İslam’ın evrensel ideolojosini, kanla,ateşle, aşkla ve bilgiyle yazılan İslam’ın tarihini,sonsuz kültür
hazinelerini, Cihad’ı, İctihad’ı, Şehadet’i ve kısaca İslam’ı bilmeyen bu dar kafalılar kendi kafalarına sığacak bir
İslam arıyorlar.
Bunların gözünde İslam el değmemiş bir köy gibidir. Sessiz, suskun, durgun ve karanlık dar çerçeve-
ler içinde kalmış, ışıkları sönük, kapıları kapalı ve girişinde ahaliyi ezmek için jandarmanın nöbet tuttuğu bir köy.
Kimileri Şah’ın sopasıyla ezer, kimileri altının sopasıyla, kimileri de Allah’ın sopasıyla. Bunlar için İslam ümmeti,
altın yapısını koyunlaştırmak için el ele veren din adamlarıyla servet sahiplerinin oluşturduğu bir toplumdur, bir
insan yığınıdır…Ve bunların gösterdiği yoldan ve dar İslami kalıplardan çıkan, Allah’a isyan etmiş ve küfür vadi-
sine girmiş demektir, tekfir okuyla kalbinden vuruverirler hemen onu. İşin ilginç yönü,İslam’ı böyle yorumlayan
ve bizim İslam anlayışımızı küfür sayıp Firavun’a, Karun’a ve bu ikilinin kurduğu düzenlere destek oldukları gibi,
bu ikiliyi İslam’ın koruyucuları olarak da tanıtanların din adamları olmasıdır.
İslam’a karşı olan her ideoloji mensubu yukarıda sözünü ettiğimiz sözde müslümanların dini yaşayış-
larını ve anlayışlarını esas alarak, reklamını yapıp durmaktadırlar. Aslında, bir sistem, bir ideoloji, bir dünya
görüşü olan Tevhid’den bunlar da korkmaktadırlar. O Tevhid’in kitabı Kur’an kutsal bir dua ve hikaye kitabı değil,
uyanış,amel, hidayet ve sorumluluk kitabıdır. Taklidi sünnetler, doğmatik inançlar, dış görünüşe önem veren
teşrifatçılar, dualar, efsaneler, müzeler, eski bilimler ve ecdad anısı inanç ve eserlerden söz eden bir kitap değil,
ortaya fıtri bir ideoloji, insani düşünce, sosyal davet ve sorumluluk, yön, amaç, tarih felsefesi, eylemci bir iman,
bağımsızlık, öz uyanış, irade, öz yapı ve vasat bir ümmet yaratan devrimci bir ruh koyan bir kitaptır…
İnsan artık Allah’ın kutsal ayeti değil, bir araçtır. Teknoloji kralının makinasına takılmış ve bu makine-
nin bir vidası olmuştur. Zorbalık değirmeninde başkalarıyla birlikte kazanç çalgılarıyla oynuyor.
Varlık felsefesi mi? Üretimde oynadığı roldür. Mutluluğu mu? Tüketimdeki payıdır. Sorumluluğu mu,
ahlakı mı, dini mi? Maddenin zorunlu kanunları karşısında teslim olmaktır; sermayenin ve makinenin hükmüne
boyun eğmektir. Aşkı mı? Refah. Amacı mı? Emekli olabilme. Son arzusu mu? Emeklilik döneminde ölüm
odalarında ölümü beklemek. Varlığının hayatı boyunca kazandığı anlam mı? Bankadaki parası.

Sermayedar? Sermayesinin miktarınca varlığını yitirmiş zavallı. Toplumun kanını emen ve insanın
bağırsaklarında yaşayan bir parazit. Başını ahırından kaldırmayan domuz. Bir ömür kaçan, çabalayan ve toplayan
karınca. Yemeyen,yiyemeyen, yalnızca diş etlerinin kaşınmasını gidermek için dişleyen kör fare…Çaldığı altın-
ları dolambaçlı yollardan güneş görmeyen yerlere götürüp habire biriktirmek ve onlarla oynamakla meşgul.
<<Topluyor ve yalnızca sayıyor.>> Hümeze suresi, ayet: 3)
Kur’an paraya tapanların ve hak yiyenlerin psikolojisini nasıl da güzel ifade ediyor. Onlar malı toplar,
sayar ama yemezler; toplarlar ve sayarlar yalnızca.
O artık bir hastadır; kuduz hastasıdır. Tehlikeli ve tehlikeli olduğu kadar da iç acındırıcı bir hastalık.
Bu altına tapma dini ve çoğalttıkça çoğaltma deliliği onu tüm ahlaki değerlerden, insani ihtiyaçlardan, varlık
yeteneklerinden, hoşlanmadan, uyanıştan, imandan, hayırdan, kemalden ve yaşamın anlamından yoksun bırak-
mış; para kokusuyla deliler gibi koşuyor, ölüm toprağına düşünceye ve mezara gömülünceye kadar sürecek
de koşusu.
<<Çoğaltma arzusu sizi boğdu; her güzellik, iyilik, kemal ve sorumluluktan alakoydu; sonunda
mezarlarla görüşüp buluştunuz.>> Tekasür suresi,ayet: 1-2)
Altın, bu<<sarı şeytan.>>
Cinler gibi kölelerinin içine girmiş; içlerinde insanlık adına bulduğu eserleri yok eddiyor, özüne
oturuyor onların. İşte bu alinasyondur; burjuvazi içinde yaygın olan deliliktir.
Altına tapma dininde de Sarı Şeytan’a iman getirmiş olan kullar her sabah ve her akşam onun
kıblesine dönerek namaz kılarlar ve bu altından putun karşısında alınlarını kölelik toprağına sürerek secde ederler.
Ve aşıkane tavaf ve delice sa’y ederek ‘ Altın Evi’nin haccını eda ederler ve son durakta özgürlük, eşitlik ve uyanış
değerlerini kovarak, öz insanlıklarını cömertlik ve ihlas yolunda sonsuzluğa ermek için yok ederler;
altının Rabbliği, melikliği ve ilahlığı önünde eğilmek arzusuyla saçlarını traş ettirirler.
Altın tasavvufuyla sarhoş sofiler cezbeye, riyazete, aşka, altını zikre ve tesbihe yönelirler. Altın mevla-
dır. Ve bunların varlık nedenidir. Haktır ve gerçektir. Güzellik ve çirkinlik, hayır ve şer, eksiklik ve tamlık, aşağılık
ve şeref, hakk ve batıl, erginlik ve çocukluk, kurtuluş ve batış için mihenktir, ölçüdür. Amelin mizanıdır; imam,
veli,müctehid, mürşid, cennet ve cehennemin sahibidir. Herkesin dönüşü onadır. Öldürmek ve yaşatnak onun
elindedir. Kaza ve kader onun hükmü altındadır. Dilediğini mutlu eder, dilediğini mutsuz. Dünyayı kudret elinde
döndüren odur. Yaratan, rızıklandıran, şekil veren, hakim, aziz, kadir, gani ve güçlü olandır. Ondan başka herşey
bir hiçtir; evrenin ruhunda yatan odur; ben de ondanım, tanrı da ondandır.İşte buna altının vahdet-i vücudu derler.

İnsanlar cansız ve soğuk mankenlere dönüştüler; cansız mankenler gibi değişip duran modalar
sırtlarına ne giydirirse giydirsin,<<hayır>> diyemiyorlar.
Yüce amaçları: Fazla çalışmak, otomobil ve apartman sahibi olmak.
Dertleri: Borç, trafik, taksitler ve giyim.
İnanç ve düşünceleri: Kitle iletişim araçları ve tüketim toplumlarının haberleşme araçlarının şırınga
ettiği bilgi ve haberler.
Edebiyat ve sanatları: Esrar, alkol, marihuana, polisiye romanlar, hasta ruhların saçmalıkları, sapık
izmler, seks ve vurdulu kırdılı filmler, şiir geceleri, resmi kültürel toplantılar, renkli televizyon dizileri, reklam
posterleri, moda gibi değişip duran felsefe, ideoloji ve siyasal yöntemler…
Ahlakları ve aile ilişkileri Uygar Amerikan ailelerinin yaşam dolu serüvenleri…Bay Dr.Hartoon’un
ailesi aydın ve eğitim görmüş kişilerden oluşmaktadır. Aileden biri çıkar, yengelerini hamile bırakır; sonra
durumu doktora aktarır ve bir diğer yengesine sıranın gelmesini bekler. Ve, bu tür ‘ilerici’ yaşam biçimleri
yıllarca eğitici ve öğretici programlar niteliğinde aile sevgisini, temizliğini Amerikan türü ‘sıla-i rahim’i’ anlatmak
için uygar, özgür, ilerici ve bilimci Amerikan ailesinin yaşantısı olarak verilir.

Müslümanlar, Marxizm’den nefret ettikleri için sermaye sahiplerinin eteklerine koşuyorlar.İşin kötüsü,
başka sığınak da bilmiyorlar. Eskiden teknoloji öncesi dönemlerde insanların özgürlük ve bağımsızlıklarının
güvencesi, halkın zorbaların tecavüzlerinden korunması ve ellerindeki varlıklarının yağma edilmemesi için bir
çare olarak görülen özel mülkiyetin üstün yönlerini götermeye ve bunun çalışma, ekonominin gelişmesi,toplum-
ların üretime yöneltilmesi, sanayide, ticarette ve madencilikte ilerlemenin sağlanması açılarından da yararlı
olduğunu savunmaya çalışıyorlar. Fakihler, insanların ancak kendi emeklerinin karşılığını alabileceği, hırsızlığın
haram olması, halkın mallarını gasbetmenin yasak oluşu ve tarih boyunca dinin de hoş görmesi, hatta teşvik
etmesi gibi gerekçeler ileri sürerek özel mülkiyetin meşruluğu ve kutsallığı konusunda fetvalar veriyorlar.
Özel mülkiyet ilahiymiş, imana,vahye, tevhide ve nübüvvete dayanıyormuş; insanları kurtuluşa ve takvaya
götürüyormuş. Daha nice gerekçe ve delillerle sermayeciliğin korunmasına yardım ediyor fakihler.
<<Kim ölü bir toprağı ihya ederse o toprak onun olur>> kuralını ileri sürüyorlar. Oysa burada kutsanan,ölü top-
rağı özel mülkiyete geçirme değil, ölü toprağı şenlendiren, ihya eden ve işlenir hale getiren insan emeğidir.
Sermaye sahipliği faizcilik ve kazanç hırsının sonucudur; ve bugün artık sermaye politik oyunlara
girişmekte, savaşlar çıkarmakta ve güç yarışları yapmaktadır. Nemrut’un saraylarında, Şeddat’ın bağlarında,
başdöndürücü kumarevlerinde, cinsel eğlencelerde, ayyaşlık ve şeytani işlerde binibir gece hayatı yaşamakta-
dır sermaye. Ekonomide karteller ve tröstlerle devlet işlerine uzanıyor, elini seçimlere, siyasal ve sosyal devrim-
lere atıyor. Piyasaları ele geçirmeye, uluslar arasında savaşlar çıkarmaya, imanı,değerleri, kültürleri, insanların
manevi duygularını, dinlerini, soylu uygarlıklarını ve köklü geleneklerini yok etmeye çalışıyor.İnsanları insanlık-
larından ediyor..
Sermaye birikimi, refah ve lezzet aşkı, hırs ve kazanç peşinde olma insanlığa gece-gündüz yaşam
boyu para toplamaya, güç kazanmaya, lükse, sapık eğlencelere, biriktirme hastalığına ve manevi-ahlaki değer-
leri, varlık felsefesini, fıtrat cevherini, hakka tapmayı, özgürlüğü, adaleti, yaşamın tüm güzelliklerini ve bireyin
gelişmesini feda etmeye götürüyor. İnsan paranın karşısında ve aşağılık arzular içinde, hemcinsleriyle bitmez
bir çekişme ve düşmanca ilişkiler ortamında yalnızca dünyaya yönelik, ruhunu,ahlakını ve kültürünü bırakıyor
ve sonunda kendine yabancı bir yaratık haline geliyor.

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği