İmtihan ve İnsan

MÜSLÜMANIN DÜNYALIKLA İMTİHANI VE MADDECİLİK:

Maddi üretim imkanları üzerinde haddinden fazla duranlar ve çok önemli olan manevi esasları bir
kenara itenler…Doğrudan doğruya insanlığın düşmanlarıdırlar…Çünkü onlar insanların hayvanlar seviyesinden
yukarı çıkmasına rıza göstermemektedirler bu tutumlarıyla…Hayvani arzuların ilerisine geçememektedirler…
Onlar materyalizm üzerinde dururken sadece bir tez olarak harekete geçmiyorlar, aksine bunun
gerisinde imani değerleri kökten yıkmayı hedef alıyorlar. İnsanın gönlünü hayvanlardan farklı olarak yüce değer-
lere bağlıyan inanç temellerini bombardıman ediyorlar. İnançtır ki, insanın esaslı ihtiyaçlarını gözden uzak bulun-
durmaz ve yiyecek, içecek, oturacak ihtiyaçlarının yanı sıra cinsi arzularının ötesinde insanın daha başka hedef-
lerinin olacağını ve o noktada insanın hayvanlardan ayrıldığını açıkça söyler…
Maddi değerleri haddinden fazla büyüten, maddi üretim imkanlarını son derece yükselten şu çığlıklar,
aslında insanın faaliyet sahasının hepsini maddeyle işgal edip düşünce ve tefekkür için insanların hayatında bir
saniyelik yer bırakmak istememektedirler. Bunlar insanı maddi değerlerin ve üretim vasıtalarının peşinde soluya-
rak koşan ve onları hayatın en önemli unsuru ve en yüce değeri olarak kabul eden birer makine, otomat duru-
muna getirmektedirler…Ve durmadan bağırıp çağırmaktadırlar,<<üretim,üretim!..>> diye…Bütün ruhi değerler,
ahlaki kıymetler bu üretim furyasının altında unutturulmakta ve sırf üretimi geliştirmek için hepsi de ayaklar
altına alınıp çiğnenmektedir…Hiçte iyi niyetli değildir bu çığlıklar…Bilakis, ilk cahiliyet devrinin putlarının yerine
modern cahiliyetin putlarını yerleştirerek insanları bu putlara tapındırmak için çok sinsice hazırlanmış belli bir
plan ve proje gereğidir. Maksat bu putları hakim kılarak bütün diğer değer ölçülerini yok etmektir…
Ama bu yüce değerler bulunmadan o üretim vasıtaları, o makineler, o sanayi aletleri insanlık için
bir ıstırap vasıtası olur…
Günümüz insanı için,iktisadi hayattan daha ciddi, üzerinde düşünmeye değer daha önemli bir olay
kalmamış gibidir. Kafalar, rızk kaygısı ile öylesine doldurulmuştur ki,artık “herşey” bir meta gibi, bir alım satım
konusu halinde düşünülmektedir.
Artık kimseden hasbi davranışlar bekleyemez hale getirildik. Kimseye “Allah rızasından” bahsederek
bir ricada bulunamaz olundu. Komşuluk,dostluk ilişkileri bile ucunda bir çıkar olup olmadığına göre bir değer
kazanmakta ya da kaybetmektedir. Hatır-gönül, Allah rızası, hasbilik çoğumuz için unutulmuş, uzaklarda kal-
mış bir hatıradır sanki.
Gazetelerin manşetleri, radyonun,televizyonun ilk haberleri, köşe yazıları,makaleler hep iktisatla
ilgili konulara değinmektedir. Uluslar arası ilişkiler, kişisel ilişkiler, aile içi ilişkiler bir ucuyla hep iktisadi olguya
dayandırılarak izah edilmeye çalışılmaktadır.
Herkes kendi çapında bir iktisat uzmanı kesildi dense yeridir. Bir zamanlar nasıl tababetten,sosyo-
lojiden, mühendislikten bahsetmek o işin uzmanına özgü bir alan sayılıyor idiyse, iktisat da bu işin uzmanı
tarafından söz konusu edilebilecek bir olaydı. Ne var ki, günümüzde artık hemen herkes faiz oranları ile ilgili
spekülasyonlarda bulunabilmektedir. Artık vatandaş, evindeki koltuk takımını muhafaza ettiği zaman mı karlı
olacak, yoksa onu satıp faize verse mi daha karlı çıkacak; bunun hesabını yapmakta, yapabilmektedir.
Kısacası,gündelik hayatımızın her anında materyalistik bir tablo ile karşı karşıya bulunuyoruz.
Böyle bir hayat içinde, Allah rızası, hasbilik, öte dünya endişesi kimseyi fazla ırgalamıyor.
“Yarın” diye düşünülen şey artık çoğumuz için öte dünya kaygısı olmaktan çıkmıştır.
Kafaların böylesine materyalistik verilerle şartlandığı, dar gelirlilerin rızk kaygısıyla günlerini geçirme-
ye çalışırken, zengin denilen kimselerin haz peşine düştüğü bir ortamda; sizin Allah’ın emirlerinden,
öte dünyadan bahsetmeniz elbette yadırganmayla karşılacaktır.
“Mal ve evlat dünya hayatının süsleridir. Hayattan maksat mal ve evlat değildir. Çünkü dünya,insan-
ların ahirete hazırlanma ve orası için, eğitilme yeridir.
<<Altın ve gümüşü hazine edip de Allah yolunda harcamayanları elem verici bir azab ile müjdele.>>
<<Öyle bir günde ki, bunlar Cehennem ateşinde kızdırılarak onların alınları, yanları ve sırtları dağla-
nacak…>> (Tevbe suresi, ayet: 34-35)
Ey sermaye sahipleri! Acaba sizler, her gün iki meleğin yeryüzüne indiğini ve bunlardan birinin:
<<Ey Allahım, yoksulları doyuruyorlar, ödül ver!>> İkincisinin de: <<Ey Allahım, sermaye topluyor-
lar, toplayanların canını al !>> dediğini bilmiyor musunuz?!…
Ey sermaye sahipleri ! Her malın üç ortağının bulunduğunu bilin: Biri alın yazısıdır ki, malının mahv-
olmasında senden izin almaz. Biri, başını öteki dünyanın yatağına koyacağın günü; malını çalmak
için, bekleyen varisindir. Sen Allah’a borçlu çıkarsın. Üçüncüsü de sensin, eğer kudretin varsa ve Allah’a borçlu
çıkmaktan korkuyorsan; diğer iki ortağından güçsüz olma. Yüce Allah kitabında şöyle buyurmaktadır:
<<Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe elbette erişemezsiniz…>> Ey sermaye
sahipleri! Acaba siz her insanın öldükten sonra hiçbir iş yapmaya kudreti olmadığını bilmiyorsunuz? Yalnız
kendilerinden sonra insanların yararlandığı bir yadigar bırakanlar veya kendisini yad edecek temiz ve dürüst
evlatlar bırakanlar müstesna. Peygamber de buyuruyor ki: <<Rabbim bana; eğer istersen senin için Mekke’nin
putlarını altın yaparım>> dediğinde,<<hayır>> dedim. Ben Rabbime, bir gün tok isem, bir gün aç olmak isterim:
Aç olan günü senin huzurunda ibadet ve dua etmek için, tok geçireceğim günü de sana şükür etmek için isterim,
dedim.>> Allah’ın Resulü hasır üstünde yattığı halde, sizler nazik bedenleriniz rahatsız olmasın diye; ipek
kumaşlar ve diba perdeler seçiyorsunuz. Allah’ın Resulü arpa ekmeğine doymadığı halde, sizler,birbirinden
farklı çeşit çeşit yemekler yiyorsunuz. (Al-i İmran suresi, ayet:90)
“Ey insanoğlu, mal benim malımdır, sen de benim kulumsun. Benim malımdan senin malın ancak
yeyip harcadığın, giyip eskittiğin, dünya için geri bırakmayarak sadaka verip ahiret için ebedileştirdi-
ğin şeylerdir. Dünya için biriktirdiğinden senin hissen, ilahi gazaptır.” (Hadis-i Kudsi)
“Ey insanoğlu, sana ayırdığım rızkın tümünü sen tüketinceye kadar, o rızık seni arar bulur.”
Yukarıya aldığımız iki kudsi hadis, insanın mal,mülk karşısındaki tavrını belirleyecek iki önemli kıstas getiriyor.

Materyalistik şartlanmanın yönlendirdiği insan, mülkün Allah’a ait olduğunu artık unutmuştur. Dünyayı kendisi-
nin malı saymak yolundaki vehmi mal karşısında, eşya karşısında onu açgözlü, doymak bilmez bir yaratık
haline getirmiştir. Dahası, onu tabiatı tahrip etmekten çekinmeyen bir hale koymuştur.
İktisadi refah putlaştırılmıştır. Konfor putlaştırılmıştır. Bütün bunlar ve benzerleri günlük hayatımızın
en küçük ayrıntılarına kadar nüfuz sahibi kılınmıştır. Bütün bu putlar, neticede, Allah’ın yasak ettiği fiil ve amel-
leri meşru kılma yolunda kullanılır olmuştur. İktisadi refahı put haline getirdikten sonra, bu putun tezkiyesi ile
insanları mesela aile planlaması adı altında çocuk öldürmeye inandırmak kolaydır. Seks bir kere put haline
getirilince fuhşu meşrulaştırmak ve yaygınlaştırmak kolaydır. Bir takım “bilimsel akım”ları (izm’leri) put haline
getirdikten sonra, insanları bu put için cinayete itelemek kolaydır.

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği