İnsan ve Ben Çelişkisi

Heidegger’in deyimiyle insan iki vücut sahibi’dir, biri itibari veya mecazi vücut. İnsanın eşyayla,işaret-
lerle etrafındaki çevrede olup bitenlerle olan ilişkilerinin toplamıdır. Saikler, içgüdüler, duygular, adetler,duyarlı-
lıklar ve belirtileri onu etrafıyla ilişkilendiriyor. Bu <<durum>> onda<<varlıksal bir şahsiyet>> meydana getiriyor
bu <<arızi>>dir. Doğal iktisadi, sosyal, kültürel, mesleki ve tek kelimeyle <<dış çevre>> şartlarının bana sürdük-
leri renklerdir. Bu renk karşılığı, bireysel sosyoloji ve grup sosyolojisinin, antropolojisinin ve psikolojisinin temel
konusudur, hepsinin mantıksal ve bilimsel delillerle yorumu ve incelenmesi mümkündür. Beşeri bilimlerin çeşitli
branşlarını tanıyan vücuttur, cebri yön gibi genelliği ve gerçekliği vardır. Bugünkü bilimsel antropoloji, insanı
sadece bu renklerle tanıtıyor. Bu yüzden yeni beşeri ilimler insanlara hem cebri ve müşahhas kalıplarda bakıyor-
lar, hem de onların varlıksal cevherinin ve zatının özünün derinliklerine inmiyorlar, gaflet gösteriyorlar, gizemli
sır ve hakikati elde etmek için, insanın yarılması ve sonsuzluğundan el çekiyorlar. İnsan veya insanları sadece
tabiattaki mekanik ilişkilerin ve unsurların veraset, üretim aracı, sosyal düzen, iktisadi bir üss ve sınıfsal bir
kalıbın eseri maddi bir şey veya konu alıyorlar, böyle algılıyorlar. Bu noktada herkes bu çerçeveler içerisinde
şekillenmiştir, bu maskelerle teşhis ediliyor, aslında ona anlam kazandıran dışsal durum ve çevresel etkenlerdir.
Köylü insan, işçi insan, feodal insan, burjuva insan, idareci insan, teknokrat insan, aydın insan, sanatçı insan…
Fakat Heidegger’in deyimiyle insan <<zati ve hakiki bir vücuda>> muhtaçtır. O da, bu arızi renklerin, sosyal
durumdan doğan arızi durumların ve dış ilişkelerinin altında gizli olan varlık cevherinden ibarettir. İnsan olmak,
maddi nedensellik silsilesinden, sosyal cebrden, arızi çevresel sıfattan uzak bir asalet ve kökten alıyor.
İnsanın özelliği olan <<gerçek ben>>in, onda bir yeri vardır. Basit insan, sadece yaşadığı durumlara, işaretlere
ve çevresindeki olaylara tepki gösteren iklimsel, geleneksel, sosyal,sınıfsal ve mesleki gereklere binaen şekil
alır. Onun yüce insani kendisi olan bu<<ben>>den gafildir. Aşk,ölüm,yenilgi onu bu boğucu sudan dışarı çeker
ve kendine getirir. İnsan bu darbelerin altında, daima kendi dışındakilerle ve dışarıyla meşgul olan bakışlarını
ilk defa kendine çevirir. İnsan gözünü kendi içine çeviriyor, kendini düşünmeye ve seyretmeye başlıyor, bu deği-
şimde<<varlıksal durumlarını>> anlıyor. Bu, en derin, en yüce, en doğru insani duygular, sezgiler ve deneyim-
lerdir. Bu yoldan bir çeşit bilinci vasıtasız buluyor. Alimlerimizin deyimiyle bu<<İlm-ı Hoduri>> olarak adlandırıl-
maktadır. Onda; İlim,alim ve bilinenin her üçü birdir. Bu vahdetin deneyimi, bilinçte, zati değişmede, varlıksal
devrimde(bireysel devrimde) etkin bir role sahiptir. Bu yolla insan kendini her sosyal kalıptan,sınıfsal çerçeveden,
hatta doğduğu ve eğitildiği her geleneksel özellikten kurtarabilir bambaşka yapabilir, ideoljik harelketin seyir
çizgisini, değiştirebilir ve bir diğer sınıfsal alınyazısı seçebilir. Bu yol olağanüstü bir güce sahiptir.
İnsan, yaptığı zaman aynı zamanda yetişiyor(yapılmış oluyor): Firdevsi,Şehname’yi yazmıştır.
Şehname de Horasanlı bu hür köylüyü Firdevsi yapmıştır. Mikelanj, Davud’un heykelini yaptığında aynı zamanda
heykel de onu Mikelanj yapmıştır. Binaenaleyh iş, iki yönlü bir kılıçtır.

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir!

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği