İnsanın Mal Sevgisi ve Gerçek İbadet

MÜSLÜMAN-MAL SEVGİSİ VE GERÇEK İBADET

Kıyamet günü mal ve evladın fayda vermeyip sadece temiz kalplerin fayda verdiği o günde gös-
terişçilerin karşılacağı aşağılayıcı durumu beyan etmiştir Resulullah.Yine şöyle buyurdu:
“Kıyamet günü hakkında hükmolunacak ilk insan şehid olmuş biridir. Allahü Teala ona (dünyada)
vermiş olduğu nimeti hatırlatır, kul da (o nimeti) hatırlar. Bunun üzerine Allah (bu nimete karşılık):
…Dünyada ne yaptın? Diye sorar. O:…Şehid oluncaya kadar senin rızan için savaştım, der.
Allah: …Yalan söyledin,(benim için değil) fakat cesur desinler diye savaştın ve dediler de. Sonra
emrolunur, onu yüzüstü (sürükleyerek) çekerler ve ateşe atarlar.
Daha sonra ilim öğrenmiş ve öğretmiş, Kur’an okumuş bir adam getirilir. Allah ona dünyadaki
nimetlerini hatırlatır, kul da (o nimetleri) hatırlar. Ona Allah:
…Dünyada nimetler karşılığında Allah rızası için ne yaptın diye sorar. O da şöyle cevap verir:
….İlim tahsil ettim, başkalarına da öğrettim ve senin rızan için Kur’an okudum, Allah bunun üze-
rine: …Yalan söyledin, sen sana alim denilmesi için ilim tahsil ettin: Şu adam güzel Kur’an okuyor
denilmesi için Kur’an okudun. Öyle de denildi, buyurur.Sonra emredilir, bu kişi yüzüstü sürüklenerek
ateşe atılır.
Bir adamı da Allah, çeşitli mallar vermek suretiyle zengin yapmıştır. Bu adam da getirilir.
Allah ona dünyada verdiği nimetleri bildirir, o da bunları hatırlar. Allah ona: …Bu nimetler karşılığında
dünyada ne yaptın? Diye sorar. Adam da: …Senin rızan için harcanmasını istediğin yerlerin hepsine
malımı harcayıp nifakta bulundum der. Allah:…Yalan söyledin. Sen şu adam cömert desinler,diye
malını harcadın. Böyle de denildi. Sonra emredilir. Bu da yüzüstü sürülenerek ateşe atılır.”
Bu hadis böbürlenme, gösteriş, kibir ve övünmenin sıkça rastlandığı durumları göstermiştir.
Bunlar: Kahramanlık, ilim ve cömertliktir. Kıyamet günü bekledikleri bütün makam ve mükafatlardan
arınmış olarak insanların önüne çıktıklarında bulacakları cezayı belirtmiş, işledikleri büyük amellerin
sevapları ellerinden alınınca onları çevreleyecek büyük hüsranı açıklamıştır. Onlar Cennet’e girmeyi
umarken yüzüstü ateşe atılacaklardır.
Dinin emirlerini inceden inceye anlamış müslüman, işlediği her işte riyadan uzak durur ve her
şeyi Allah için yapmaya çalışır.Ve şu hadisi daima gözönünde bulundurur:
“Kim yaptığı işi insanlara–riya için–duyurursa, Allah da onu kıyamet gününde insanlara rezil
eder. Gösteriş için amel edenin de kıyamette niyetini ortaya çıkarır.”
Geçek sadık müslüman, herşeyinde doğrudur, açıktır, kibirlenmez ve ard niyeti yoktur.Sosyal
hayatta karşılaşacağı zorluk ve meşakkatler onu doğru yoldan ayıramaz. Çünkü müslümanın hayatı-
nda doğruluk, isteğine bağlı değil, Allah ve Resulünün imandan sonra emrettiği yüksek bir mertebesi
olan husustur:
“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da doğrulukta devam edenlere, onlara; melekler ölümleri anın-
da: Korkmayınız, üzülmeyiniz size vaadedilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da ahirette de
size dostuz. Burada canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler bağışlayan ve acıyan Allah katından bir
ziyafet olarak sunulur, diyerek inerler.” (Fussilet, 30-32)
Doğruluktan ayrılmayan müslümanların kıyamet günü ne güzel ve ne çok sevabı var!
Meleklerin onlara getirdiği müjde ne güzeldir!
“Emrolunduğun şekilde dosdoğru ol!” ayeti inince çok büyük tesiri olmuştur.İbni Abbas bu
ayetin tefsirinde, “Bütün Kur’an’da Resulullah’a bu ayetten daha ağır, daha şiddetli bir ayet inmemiş-
tir.” demiştir. Bu yüzden ashab kendisine: …İhtiyarlık sana erken geldi, dediklerinde:
“Hud suresi ve benzerleri beni ihtiyarlattı” buyurarak,”Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetine
işaret etmiştir. “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra sa doğrulukta devam edenler” ayetine mutabık olan,
Sufyan b. Abdullah Sekafi’ye buyurduğu şu sözdür:”Allah’a iman ettim de,sonra da dosdoğru ol”
Bu hadisi de Sufyan gelip:..Ya Resulullah! Bana İslam’da öyle bir söz söyle ki, başkasına sor-
mayayım, diye sorduğunda buyurmuştur.Bu yüzden de İmam Müslim doğruluk(istikamet) babına
“İslam evsafını toplayan husus” ismini vermiştir. Bütün hayırlı hasletler ve salih ameller doğruluktan
çıkar. İnsanın herkese aynı şekilde hilesiz, renk değiştirmeden muamele etmesi doğruluğun önde
gelen şartlarındandır.
“İnsanların en şerlisi iki yüzlülerdir. Bunlara bir yüzle şunlara başka bir yüzle gelirler.
İnsanların en şerlisi bunlara bir yüzle şunlara başka bir yüzle gelen iki yüzlü insandır.”(hadis).

Bazı şeylerde Allah’ın emrine uyup bazılarında uymaması veya bir şeyi bazen helal bazan
haram sayması gibi gülünç ve basit çelişkilere düşmez. Zira tuttuğu yol doğru, metodu açık ve ölçü-
leri sabit oldukça tenakuza mecal kalmaz.
Mescitte huşu içinde namaz kılanların dışarıda faizli muamele yaptıklarını; evde,caddede
veya çevresinde Allah’ın dinini kendilerine, eş, evlat ve idareleri altındakilere uygulamadıklarını görür-
sün. Bu insanlar, müslümanı Allah’ın rızası olan büyük hakikata sevkeden bu kamil dinin gerçeğini
anlama ve tasavvur etmedeki noksanlık ve düzensizliğe mübteladırlar. Bu insanların İslam’la isimden
başka bir bağları olmadığını görürsün. Şahsiyetlerindeki bu ikilik günümüz müslümanlarının mübtela
olduğu en tehlikeli şeylerdendir.
“Vallahi iman etmiş olmaz. Vallahi iman etmiş olmaz. Vallahi iman etmiş olmaz.”
….kim ya Resulullah? Denildi.Buyurdu ki:
“Komşusunun, şerrinden emin olmadığı kimse.” “Komşusunun şerrinden emin olmadığı kimse
cennete giremez.”
Peygamber’e (a.s.) denildi ki: …Filan kadın geceyi ihya ediyor, gündüz oruç tutuyor,amel işli-
yor, sadaka veriyor fakat komşusuna diliyle eziyet ediyor. Resulullah bunun üzerine şöyle buyurdu:
….”Onda hayır yoktur, o cehennem ehlindendir.”
…Filan kadın ancak farz namazı kılıyor, değersiz şeyler tasadduk ediyor fakat kimseye eziyet
etmiyor, dediler. Resulullah buyurdu ki: “O cennet ehlindendir.”
Kötü komşu Resulullah’ın aşağıda beyan ettiği helak olan zümrelerdendir.
“Üç kimse helak olanlardandır: İyilikte bulunulduğunda teşekkür etmeyen, kötülük yaptığında
ise affetmeyen imam (idareci), hayır görünce gizleyip, şer görünce yayan kötü komşu ve yanında
olduğunda sana eziyet eden, uzaklaşınca ihanet eden kadın.”

İslam’daki ibadetin gerçeğini anlayan müslüman bu hayatta bir görev sahibinin ve bir tebliğ ile
yükümlü bulunduğunun şuuru içindedir. Bu görev hayatın her merhale ve bölümünde hakimiyetin
sadece Allah’a ait olduğunu, müslümanlığının bunsuz kamil olamayacağı, Rabbine olan kulluğunun
bu hakimiyeti gerçek hayatta gerçekleştirmek için samimi ve ciddi olarak çalışmadıkça kulluğun
tahakkuk etmiyeceğidir.
“İnsanların sabahladıkları bir gün yoktur ki iki melek inip birisi: Allah’ım malını iyiliğe sarfedenin
sarfettiğinin yerine daha iyisini ver, diğeri de: Allah’ım! Hayra sarfetmeyip tutana telef ver, diye dua
etmesinler.” Hadis-i Kudsi ise şöyle: “İnfak et ey Ademoğlu! Ki sana da infak edilsin.”
“Yalnız iki kişiye gıpta edilir: Biri Allah’ın, mal verip hak yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kiş,
kişi, diğeri de, Allah’ın kendisine ilim verip de onunla amel eden ve bunları başkalarına öğreten kimse-
dir” (hadis).
Malın Allah yolunda harcanmasıyla ilim öğrenip öğretmeyi bir tutmuştur. Bu iki hasletin dışın-
da gıptanın caiz olmadığını bildirmiştir. Çünkü hak yolda mal sarfetmenin müslümanların sosyal
hayatlarına büyük faydası vardır. Mal ise hayatın hassas şeylerindendir. Allah yolunda harcanması
çok büyük bir ameldir. Bu, alimin dehasından ve insanlara faydalı olmasından geri kalmaz.
Malını varislerine bırakmak Allah yolunda harcamaktan daha sevimli olmamalıdır. Tam tersine
Allah yolunda harcadığı mal, kendisine miras bıraktığından daha sevimli gelmelidir. Çünkü defterinde
kalacak odur. Resulullah buna işaret ederek buyuruyor ki:
“Hanginize varisin malı kendi malından daha sevimlidir?” Sahabe:
..”Bizden malı kendisine daha sevimli olmayan yoktur.” dediler. Resulullah:
“Kendi malını Allah yolunda sarfettiğidir. Varisinin malı ise sarfetmeyip geriye bıraktığıdır.”
Cömertlik İslami ahlakların en üstünü ve müslümanın en güzel meziyetidir.
İnsan Allah’a yaklaştıkça cömertliği de artar. Allah’ın sahi kullarına hazırladığı nimetleri düşün-
düçe cömertliği artar. Allah ile olan bağı kuvvetlendikçe cömertliğin vereceği meyvelere olan duygusu
derinleşir.
Bunlar gibi ahireti dünyaya tercih ederek mallarını ve zevklerini Allah yoluna terketmiş müslü-
man çoktur. Çünkü onlar Allah’a karşı samimi idiler. Allah’ı unutmazlar, daima anarlardı. Bu yüzden
de bu manaları gerçekleştirirler ve gerçek hayata tercüme ederlerdi. Bugünkü zenginler gibi ağızların-
da tekrar edip söylemekle yetinmiyorlardı.
Bugün öyle zenginler vardır ki, sadakası ve nafile olarak vereceği bir tarafa sadece zekatını
verse toplumdan fakirliği silip süpürür. Milyonlar ve milyarlara sahip bu zenginler, bırak sadakanın
üzerlerine farz olduğunu, İslam’ın bir rüknü olduğunu bildikleri halde zekatı dahi vermiyorlar.Bayram-
larda ve bazı münasebetlerde birkaç kuruş dağıttıklarını görürsün. Veya bazı muayyen bölgelerde
bazı fakirlere yiyecek dağıttıklarını görürsün. Bazı saf kimseler, bu insanların evleri önünde bir ekmek
parçası almak için toplanmış fakirleri görünce onları cömert zannederler. Bu saf insanlar bilmezler ki
o zenginlerin bu fakirlere dağıttığı üzerlerine farz olanın çok küçük bir kısmını bile karşılamıyor.
Fakirlere üç-beş kuruş dağıtarak insanların gözlerini boyadıklarını Allah’a itaat ediyormuş gibi gözük-
melerini, Alemlerin Rabbi fakirlerin ve zenginlerin Rabbinin gördüğünü ve onun cezasından kurtulama-
yacaklarını biliyorlar mı?
“Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele.Bunlar
cehennemin ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak. Bu kendiniz için
biriktirdiğinizdir, biriktirdiğinizi tadın, denecektir.” (Tevbe suresi,ayet: 34, 35)
Resulullah daima sahabeyi cömertliğe teşvik eder ve onlardaki mal biriktirme arzusunu körelt-
meyi öğretir ki, servet insanlar arasında dağılsın ve hayatlarında rahatlık hakim olsun ve gizlenen,
biriktirilen mal kıyamet günü kendilerine azap olarak geri dönmesin. Bu hususta en güzel örneği
Peygamberimizde buluruz.”Şüphesiz dünyada mal biriktirenler kıyamette malı az olacak kimselerdir.
Ancak bu hak için böyle, böyle diyenler hariç” buyurdular. Sonra onlara Uhud Dağı göründü.
Nebi: “Ya Ebu Zer! Diye seslendi. Ebu Zer:..Emret ya Resulullah,buyur emrine geldim,dedi.Buyurdu
ki: “Muhammed ailesinin Uhud Dağı gibi altını olsa akşama yanlarında bir dinar kalsın istemem.”
Ömerb.Hattab’ın da Kureyş zenginlerine fetihleri terkedip mal biriktirme ile meşgul olduklarında
takındığı tavır bu hadisi gayet iyi açıklamaktadır. Kureyş zenginleri tamamen ticarete yönelip fetihler-
le ilgilenmeyince Hz.Ömer onlara şöyle dedi:
“Dikkat edin! Kureyş Allah’ın malını aralarında ganimet kılmak istiyorlar. İbnu Hattab sağ oldu-
ğu müddetçe asla…Dikkat edin! Medine’nin Harra mıntıkasında durup onların kuşaklarından ateşe
düşmemeleri için tutacağım.”
Ömer b.Hattab Harra’da durup zenginlerin ihtikar yapmalarını ve mal biriktirmelerini, ateşe gir-
melerini önlemek için men edeceğini ilan etmiştir. Onlardan intikam almak için değil,onları düşecek-
leri ateşten kurtarmak için.

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

 Bablofil Mart 22, 2017 Cevapla
0 0

Thanks, great article.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği