İslamsız Toplum Nasıl Olur

İSLAM-DIŞI BİR TOPLUMDA İSLAMI YAŞAMAK VE ZEKAT:

İslam-dışı bir toplumda, bilfarz, zekat tahsis mahallerine layıkı ile sarfedilmiş olsa bile faizin yürürlük-
te olduğu bir sistemde, yine de, kendisinden beklenen fonksiyonları ifa edemeyecektir. Çünkü İslami toplum
düzeninde zekat, “verme”nin ifadesi ise, faiz de “almamak suretiyle verme”nin ifadesidir. Yani tek tek kişiler,
bütün halinde (cemaat halinde) daima kamuya kendilerinden bir şeyler (bir mali değer) verme durumundadır.
Oysa İslam-dışı bir toplumda ödenen zekat, farzedelim kendi bünyesine ilişkin fonksiyonları ifa etmiş
olsa bile, bu fonksiyonların ifa edilmiş olmasından doğan faydalar, faizin icra ettiği fonksiyonla sıfıra indirgene-
cektir; yani makro düzeyde, toplum düzeyinde zekattan beklenen faydalar hasıl olmayacaktır.
Üstelik ödediğiniz zekatın içine dolaylı yoldan olsa bile faizin girmediğinden emin değilsiniz.
Kişisel olarak bu harama (faiz haramına) iştirak etmemiş bile olsanız, elinizde bulunan malı dolaylı yollardan da
olsa faizden masun bırakmak sizin elinizde değildir. Bu işleyen düzenin tabii sonucu olarak ortaya çıkar, daha
açıkçası, zekat olarak ödenen kıymetlerin içinde,faiz kaçınılmaz olarak bulunur.
Zaman zaman şuna benzer şeyler söylendiği işitilir: İslam basit ve sade bir toplum yapısı içinde
geçerli bir sistemdi, şimdi toplumsal ve hukuki kurumlar, kuruluşlar öylesine karmaşıklaşmıştır ki, bir zamanlar
basit insanların sade ilişkilerine cevap verebilecek nitelikte olan kurallar bugünün ihtiyaçlarını karşılayamaz.
Oysa görünüşte karmaşık gibi duran toplumsal yapıya, hukuki ilişkilere yakından bakıldığında, gerçekte aynı
temel ilkere göre çalıştığı kolayca görülür. Ama dünya nüfusunun kalabalıklaşmasını, kapitalist uygulamaların
bir sonucu olarak birtakım devasa şirketlerin meydana çıkmasını, örgütlerin gitgide şişmesini karmaşıklık olarak
sayıyorsanız, o başka. Nicelik farkı, sayıların kabarması, aynı zamanda nitelik farkının olduğunu göstermez.
Temel insani ilişkiler dün ne ise bugün de odur. Bu bakımdan, İslam için, şimdi andığımız görüş ileri sürülerek
onun artık geçersiz olduğu söylenemez.
Kaldı ki,söz konusu iddiayı bir an için doğru farzetsek bile bu iddia bir başka bakımdan da yanlıştır.
Şöyle ki, diyelim, toplum yapısı gerçekten içinden çıkılmayacak kadar karmaşıklaşmıştır. Fakat bu karmaşık-
laşma İslami uygulama neticesinde hasıl olmamıştır. Yani burada, İslam’ın hasıl etmediği bir neticeden,İslam’ın
içinden çıkması beklenmektedir adeta. İslam, şu veya bu uygulamanın meydana getirdiği çözülmez karışıklık-
lara gene o sistemin uygulanmasına devam edilmek suretiyle bir çözüm yolu teklif etmiyor ki! Buradaki inceliğe
dikkat gerek. Bu iddia sahipleri şunu demek isterler: Kapitalist veya sosyalist sistem uygulanmaya devam etsin,
fakat bunların tıkandıkları yerde İslam bir çözüm yolu bulsun. Oysa meselenin bu ele alınış tarzı yanlıştır,
İslam’ın uygulama sistemine, uygulama mantığına terstir bu durum. Bazı müslümanların mevcut uygulama
içinde ortaya çıkmış olan bazı iktisadi, ticari veya toplumsal ilişkilere İslami bir çözüm yolu aramaya kalkışma-
ları da yanlıştır. Mesela, bazı Müslüman tüccarların taksitli satışların İslam devletinde nasıl yürütüleceğini merak
etmeleri gibi. Yani hem taksitli satış olacak, hem taksit farkı (faiz) alınmayacak, bu nasıl olacak diye soruyorlar.
Fakat bakalım İslami uygulama içinde taksitli satış diye bir hadise olacak mı? Onun için bu gibi meseleler
düşünülürken dikkatli olmak gerekiyor. Fakat bu tür meseleler de müslümanların zihinlerini bulandırmaktan geri
durmuyor. Zihnimizi müsteşrik mantığının ortaya attığı bu tür bulanıklıklardan kurtarabilmenin yolu, İslam’ı
ancak ve yalnız kendi sistemi içinde düşünmekle mümkün olacaktır. Başka her türlü toplumsal sistemi İslam’ın
dışında mütalaa ederek yani.
İslam’ı müsteşrik bakışıyla anlamaya ve değerlendirmeye kalkışmanın en tehlikeli yanı Müslümanları
bir takım farazi meselelerle uğraştırmasıdır. Gerçekte İslam’ın bütün boyutlarıyla uygulanması halinde ortaya
çıkması mümkün olmayan bazı meseleler karşısında sanki bu tür problemler İslam toplumunda da varmış veya
ortaya çıkacakmışcasına düşünülmekte ve bu farazi problemlere İslam’ın getireceği çözümler araştırılmaktadır.
Oysa bu tür problemlere çözüm yolu aramaya kalkışmadan önce, bu problemin çıkış ve doğuş kaynağı araştıtıl-
malı, problem gerçekten aynı zamanda İslam toplumunu da ilgilendiren bir meseleyse, ancak o zaman İslami
çözüm yolunun araştırılmasına girişilmelidir. Fakat bu önemli nokta genellikle gözden kaçırılmakta ve aslında
daha açık söylersek, müsteşrik mantığının oyununa gelinmektedir.
Yeniden taksitli satışlarda uygulanan vade farkı örneğine dönelim. Şimdi kimi müslüman tüccarlar
bu konu üzerinde ciddi ciddi düşünmekte ve acaba İslam toplumunda bu uygulama nasıl olacak diye sormakta-
dırlar. Onların kaygısı şuradan gelmektedir: Uygulanmakta olan vade farkı, adı ne olursa olsun faizdir. Çünkü
bu fark, emeksiz olarak, mücerred halde sermayenin karıdır diye alınmaktadır. Mevcut faiz düzeninin mantığı
içinde, tacir aslında bir bakıma söz konusu vade farkını almak zorunda da kalmaktadır. Çünkü kendisi de,aynı
şekilde karşı tarafa (diyelim toptancıya veya imalatçıya) söz konusu farkı ödemektedir. Tacir, bütün bu işlemle-
rin faiz esasına dayandığını hissetmektedir. Ve İslam toplumunda da vadeli satış olursa (ki işte burada olacaktır
diye düşünülmektedir), faiz yasağıyla kendisini faiz alma durumunda bırakan şu durumu nasıl telif edeceğini
düşünmekte, merak etmekte, kaygılanmaktadır.
Fakat İslam toplumu için tamamen farazi bir problemdir bu. Çünkü öncelikle taciri faiz alıp verme
zorunda bırakan kapitalistik uygulama İslam toplumu için söz konusu değildir. Ticari uygulamanın hiçbir safha-
sında (hammaddenin üretilmesi,işlenmesi ve tüketiciye intikal ettirilmesi safhalarının hiçbirinde) söz konusu
süreç faiz işlemine bulaştırılmamaktadır. Öte yandan, söz konusu bu taksitli satış işlemi,keza kapitalistik
uygulamanın bir sonucudur. Lüzumundan fazla üretilen malların satışını sağlamak, tüketiciye intikal ettirebilmek
için bulunmuş ve güya tüketici lehine işleyen bir mekanizma gibi gösterilen bir yöntemdir.Yani aslında üretim
safhasından başlayan aksaklık, safha safha tüketiciye yansıtılmaktadır. Tüketicinin o mala karşı gerçek anlamı-
yla bir talebi yoktur. Fakat reklam yoluyla talep üretilmektedir.(derivative demand), (reklamdan doğan maliyetin-
de tüketiciye yüklenmesi ayrı bir konudur.)
Şimdi taksitli satış olayının menşeini anlarsak, İslam’da bu tür bir satış işleminin olup olmayacağını
da kestirebiliriz. Ve İslam toplumunda böyle bir satış usulünün olamayacağını bilirsek, gerçekte çözümü için
uğraştığımız problemin tamamen cali (uydurma) olduğunu kabul ederiz. Fakat her şeye rağmen,İslam toplumun-
da da illa taksitli satış olacaktır, diye düşünüyorsak, bu takdirde, İslam’da her çeşit faiz uygulamasının yasak
olduğunu düşünürsek, burada da vade farkının (yani faizin) uygulanmayacağını kabul etmek durumunda kalırız.
Tam İslami bir ortamda, bugün mevcut olan birtakım müesseselerin ihtiyaç olmaktan çıkacağı
düşünülmüyor da, adeta o müesseseler “İslamileştirilmeye” gayret ediliyor. İşte sık sık sözü edilen kurumlardan
biri faizsiz banka. Bir bakışta, insanların aklına oldukça yatkın gelen böyle bir müessese fikri, aslında, halen
yürürlükte bulunan iktisadi kurumların, İslami hükümlerin yürürlükte olduğu bir toplumda da şu veya bu ölçüde
varlıklarını sürdüreceği varsayımından doğmaktadır. Yani bugünküne benzer yatırım alanlarının İslam düzeni
içinde de cari olacağı farzedilerek, şimdiden onun finansman kaynakları, “faizsiz bankalar” marifetiyle sağlan-
mak istenmektedir. Ama aslında gerek nitelik yönünden, gerek nicelik yönünden bu tür yatırım alanlarının İslam
toplumunda bulunup, bulunmayacağı, bulunsa bile bu tür yatırımların liberalist bir anlayışla “bırakınız yapsınlar,
bırakınız geçsinler” kabilinden mi olacağı veya olmayacağı üzerinde pek düşünüldüğünü sanmıyorum. Çünkü
düşünülmüş olsa, bu “faizsiz banka” fikri, belki de gülünç bir icat olma durumuna düşerdi.
İslam, İslam-dışı dizgelerin ortaya çıkardığı sorulara cevap vermek zorunda değildir. Nasıl ki,Oklit
geometrisinin sorularına Oklitçi olmayan bir mantık kurgusuyla cevap aramak da abestir. Günümüzde yürürlük-
te olan pek çok müessesenin, İslam-dışı alışkanlıkların İslami toplum düzeninde de mevcut bulunacağını farze-
den bazı müslümanlar, ona göre müessese icat etmeye kalkışarak aynı yanlış uslamlamaya düşüyorlar.
İslami kurumlar kendi iç mantığı içinde eksiksiz, fazlasız, yeterli bir dizge meydana getirir.

Summary
Review Date
Reviewed Item
İslamsız Toplum
Author Rating
51star1star1star1star1star

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği