Kur’an İbadet Müslüman İlişkisi

Senin inandığın Kur’an ne için geldi? Ben hem Kur’an’da ne olduğunu bilmiyor, hem de içeriğinden
habersizim. Hem sen de habersizsin. İşte bu nedenle kafir ile ben ve sen ders arkadaşıyız! Sonuçta benim
onunla bir işim yok! Çünkü, okunmak için gelmeyen bir kitab neye yarayacak? Oysa sen Kur’anı; gözüne,sinene
sürüyor, çocuğunun kundağına, onun-bunun koluna iliştiriyor, hastanın yastığının ucuna koyuyorsun. Gördüğüm
kadarıyla sen bu kitabı şöyle kullanıyorsun: Evinden çıktığında ondan birkaç ayet okuyor,kilidine üflüyorsun!
Ben güçlü ve ileri tekniğin ürünü bir kilidi alır, kapıma takarak kapımı kapatırım ve üfürüğe ihtiyaç duymam!
Sen korunman ve selametin için ondan birkaç ayet okuyup etrafına üflüyorsun! Ondan bir nüshayı ceketinin
astarına diktiriyorsun. Veya kendi boynuna ya da öküzünün boynuna asıyorsun. Ben gider paramı bastırır uzman
bir doktora muayene olur, ilacımı alırım. Bu nedenle de <<Senin Kur’an’ına >> ihtiyacım yok!

Sen,<<seçme>>, <<kararlılık>>, <<amel>>, <<yargı>>, <<kavrama>> ve <<düşünme>> yerine,
Kur’an’dan bunları edinme yerine onunla <<istihare>> ediyorsun. Sen Kitaba; bir kelime oyunbazlığı,bir çıkar
aracı, bir piyango, bir lotari kitabı türünden bakıyorsun! Oysa ben,senin oğlun,Kur’an’a bu ölçüde ihanet etmeğe
hazır ve razı değilim. Her hal-u karda O bir <<Kitab>>tır. Onunla oynamıyorum ve Ona bu türden bir ihanette
de bulunmuyorum.
<<Kur’an’ın>> hidayet ve yol gösterici olduğuna inanıyorsam, onda yazılanları düşünüp algılamak,
hayattaki iyiyi-kötüyü ve düzgün yolu ayırdetmek için onu okurum. Bunu istihareyle yapmam! Gözlerimi açar,
metnine bakar ve konuyu araştırırım. Yoksa gözlerimi kapatıp, şans ve rastlantı sonucu açılan sayfanın sağ
üstündeki ilk cümle veya kelimesini mi seyretmeliyim? Değil! Böyle yaparak, onun herhangi bir sayfasını açıp
işim için kullanarak herhangi bir sorunum hakkında yargıya varmam. Bu saygısızlıktır en azından!

Anne,baba! Senin namazın netice itibarıyla sağlık olsa bile, hiçbir ahlaki ve ameli islaha neden olma-
dığından olsa olsa hep tekrarlanan bir spor türüdür! Sabah-akşam namaz kılıyorsun, ama ne lafız ve rükunlerinin
anlamını biliyor ne de gerçek hedef ve felsefesini(hikmetini) kavrıyorsun. Nedenini, niçinini, anlam ve hedefini
bilmediğin pratik yansımasından yoksun olduğun bir namaz!. Ben daha istikrarlı ve yararlı bir spor biliyorum.
Hem pazularımı, hem bedenimi güçlendirir, hem kan dolaşımımı ve teneffüsümü, hem de sindirimimi düzenle-
meye onların sistemli çalışmalarına yardımcı olur. Bu hareketleri her sabah şiirler ve müzik eşliğinde ruhumu da
etkilendirerek yaparım. On yaşından beri spor yapıyorum. Sen ise namaz kılıyorsun. Ben güzel bir vücud,sağlık-
lı, kan dolu bir bünyeye sahip iken; sen, çökmüş,kamburlaşmış, hani neredeyse yanağını tutsalar canın çıkacak
bir haldesin!.. Senin namazının senin hayatındaki etkisi kamburlaşan sırtın ile yamalı dizin! Namaz kılmayan
ben ile namaz kılan sen arasındaki fark işte bu iki takva göstergesidir!

Sen diyorsun ki, namaz kılmak Allah ile söyleşmektir. Birisinin,kendisine söylenen sözlerin ne anlama
geldiğini bilmediğini bir düşün! Bütün dikkat ve çabasını harflerin mahreçlerine ve kalkalasına filan yoğunlaştırsa!
Eğer konuştuğunda<<Sat>>harfini kazara <<Sin>> olarak telaffuz etse,konuşması yanlış olur,ama eğer muhata-
bına söylediğinin anlamını bilmez ve algılamazsa bir şey olmaz! İnsaf doğrusu!

Bu uğursuz dünyada düşmanın keskin gözü ve yağmacı toplumun açık ağzı–ki görür ve yutar–karşı-
sında beni neye çağırıyorsun? Boyun eğmeğe,rızaya ve tevekküle! Neredesiniz benim mü’min babamla,kutsal
anam? Yazıklar olsun siz namaz kılanlara ki, çok gafilsiniz, hatta namazınızdan bile! Siz hayalinizde göğün
ilahına namaz kılarken pratikte ise çağın putlarına, yeryüzünün ilahlarına! O Artık İbrahim ve Muhammed(a.s.)
dönemlerinin somut, sade ve aciz putları gibi olmayan putlara! Çünkü namazınız pratikte bu putları inkarınıza
neden olmuyor!
Senin orucun akşam ve sabah yemeklerinin vaktini değiştirmekten ibarettir. Güzel! Ben değiştirmedim.
Ben doktor kontrolünde şişmanladığımda rejim yapar, kesin sonuçlara varırım. Oysa sen mide veya onikiparmak
bağırsak ülseri olsan, her dört saatte bir yemek yemen gerekir. Oysa sen oruç tutuyor ve az kalsın yok oluyorsun.
Ramazan ayından önce ve sonra yaptıkların, düşündüklerin ile Ramazan ayındaki yaptıkların ve düşündüklerin
arasında aç kalmanın ötesinde bir fark yok! Yalnızca bu ay boyunca ikimizin de zamanı boşa harcanmış oluyor.
Hayat, yemek ve açlık! Benim mesajımın anlam ve içeriği bu ay boyunca yitmektedir.

Peki hacc! Anam,babam! Geçen yıl ben sizinle hacca geldim. Ben ne kervanın vaizi ne de ruhanisiyim.
Ne sizin önderiniz ne de sizin gibi bir hacıyım. Ben hacc,namaz, oruç, İbrahim ve Muhammed(a.s.) ve sizin
dininizle işi olmayan bir kişiyim. Siz buraya gelmişsiniz, ne yapıyorsunuz? Aslında ne tür bir iş için buraya
gelmişsiniz. Bu amelinizin anlamı nedir? Ama ben ne yaptığınızı görüyorum.
Görüyorum ki Boing 707 jet uçağıyla Mekke’ye geliyorsunuz. İnişten sonra cilt kapağında birkaç isim
bulunan hacc kataloğunuzu çıkarıyorsunuz! Haccın amel, rükun ve hükümlerini okuyorsunuz. Hacının ilk yapaca-
ğı iş konusunda şöyle yazıyor:<<Vardığında deveden inmek isterken önce sağ ayağını yere koy!>> Senin haccı-
nın destan ve menasikini sonuna değin okudum.
Peşinsıra geldim. Medine’ye gittiğinde, diğer müslümanların yüzüne, saygı duyup kutsadığın ama
tanımadığın ziyaretlerde yüksek sesle, diğer müslümanların çoğunun inanç ve duygularına saldırıp yüksek sesle
sövmeğe başladığını gördüm. Oysa onlar da, senin gibi Peygamberin ziyaretine gelmişlerdi!
Sonra namaz vakti geldi. Peygamber mescidinden ezan sesi yükseldi. Şu anda Bilal’in ezanının,
Peygamber’in namazının, ilk İslam toplum saflarının hatırası sende canlanıyor, sana coşku ve şevk veriyor diye
düşledim. İşçi, yolcu, esnaf, siyah, beyaz, sarı, Arap, Türk, Tatar, Çinli, Hintli, Afganlı, Kürt, Endonezyalı,
Zengibarlı, Senegalli, Berberi, Yugoslav…—Dünyanın her tarafından gelenler var çünkü—hepsinin tek bir buyruk-
la, aynı ahenkle mescide doluştuklarını gördüm. Peygamber mescidinde saf kurdular. İnsanlık soyunun tek
renkleşen, bir olan denizine bir dalga düştü. Mescidin kapılarından taşıp tüm Medine kentini kaplayan bir dalga!

Ama sen Mekke’de öyle bir vesveseye tutuluyorsun ki, Allah korusun! Tavaf anında sol omuzun
Ka’be binasına tam paralel olmalı..Yoksa eğer milimetrik bir sapma olursa herşey batıl olur.Hatta bazı erkekler
kadınlarının omuzlarını tutarak, Ka’be’ye milimetrik bir paralellik arzetmesini temin etmeğe çabalarlar.Ta ki
Tavaf ve dolayısıyla yaptıkları şeyler fesada uğramasın! Sanki Hacc; elektronik ya da mekanik, girift ve çok zor
icra edilen bir amel! Tüm akıl ve duyular teknik uygulamaya yönelmeli! Eğer işin formunda, formülünde kazara
en ufak bir aksama olsa, patlama olur! Hem de bu robotvari tavır,<<Peygamber Mekke’ye gelip devesine binmiş
vaziyette tavaf yaptı.>> diyen sizde görülüyor.

Her zaman ve her yerde bütün akıl ve duyular bu teknik formalitelere yöneliktir. Hep sordun:
<<Nasıl?>> Ama tek bir defa sormadın:<<Niçin?>>
Mekke’de tüm çaba ve gücünü formaliteyi daha titizce uygulamaya, omuzunun alacağı biçime, bu
vesveseye harcıyorsun. Aynı zaman ve aynı yerde, dört adım ötende Yahudiler; Seninle aynı inancı paylaşan
kardeşlerini katlemekte, onlara soykırım uygulamakta, onların evlerine girerek, ırz ve namuslarını paymal edip
ayaklar altına almakta, evlerini kadın ve çocuklarıyla birlikte havaya uçurmakta…Seni bu derdin acısını çeker
görmediğim gibi, haberlere de kulak vermiyor ve diyorsun ki,<<Biz ne yapalım beyim? Herkes kendini kutarma-
lıdır.Kendini islah etmelidir! Bizim zaten uluslar arası politikadan başımız rahat değil! Hem bu Sünni Filistinlilerin
Yahudilerden daha kötü olmadıkları nereden belli? Hem şu arap filmlerine bak ve oralarda fesadın ne boyutlarda
olduğunu gör! Onların layık olduğu şey budur! Bunlar Şii olmadıklarından Ehl-i Beytin kan bedelini ödüyorlar
herhal ! Sen amelinin mükafatından gafil olma !
Tümü Cihad olan Haccın, Kıyamet’teki dirilişi hatırlatan bu ihramların, Mahşeri kalabalığın çoşkusunun,
İsmailini kurban etmeğe hazırlanma heyecanının bile seni battaniyenden gafil kılmadığını gördüm.

<<Sa’y yapmağa gittiğimde birinci<<say’>> ı yaptım, bana önemli bir açılım kazandırmadı.İkinci,
üçüncü Sa’ylerde yavaş yavaş tutuştum, alevlendim. Öyle bir heyecan ve duygu seline kapıldım ki benim için
katlanılması bile güç! Bu kafamı çatlayana dek Sa’y yerinin taşlarına vurmak istedim!>> İşte böyle bir yerde,
böyle olması gereken bir ortamda bay hacı, bu babalardan biri, Hacerin sünnetini, anılarını tazeleyerek,taklid
ederek Sa’y ediyor ve arkadaşına şöyle diyordu:—Hacı filan! Ben yeni bir şey keşfettim, yeni bir şey idrak ettim!..
Arkadaşı koşarak diyor: —Neymiş keşfin?
Bizim gibi kadın tavafı (Tavaf-un Nisa) yapmayan Sünnilerin durumları çok berbar. Tavafun-Nisa’yı
yapmayanın karısı ona haram olmaz mı? Oysa bunlar ile anne-babaları hiçbir zaman bu tavafı yapmamışlar.
Ne demek istediğimi anladın mı?
Evet,anladım! Aklınla yaşa! Yani diyorsun ki, bütün bunlar?!…He,he,he!..

<<Dördüncü Sa’yde Safa’nın dördüncü basamağında durup şu virdi okursan para sahibi olursun!
diye yazıyor.
Mahcup oldum. Genç, öğrenci, aydın, duyarlı…<<İnsani değerleri>>, <<Ruhi güzellikleri>>,
<<bilim-bilinç sermayesinin>> anlamını, sanat, iman ve aşkı kavramış, İslam ve Hacc’ın, kendisine yeniden
güzellik, içerik, enginlik, kişilik ve onur kazandırdığı birisi…Paracı-aciz bedbahtların isteklerini ele alıyor,
üzülüyor ve anlayamıyor.

Ve sen bu kitabın yazarı olan bay alim! Sen gerçekten kimseden para almıyor musun? Para kazan-
mak için hiçbir çaban yok mu? Salt yılda bir kez Safanın bu basamağında durup bu virdi okuyarak mı para
sahibi oluyorsun?! Eğer paran varsa şu bir gerçektir ki, sen bu parayı safa tepesinin dördüncü basamağından
elde etmiş değilsin!..Aslında ey değerli alim, dördüncü basamak nedir? Hem senin yerin safa tepesi de değil!
Senin yerin İtalyan-Amerikan stili görkemli bir yer!
Hacılar artık demode oldu diye dört motorlu uçağa binmediklerinden Mekke hattında bu uçaklar
çalıştırılmıyor. Sen hala deveden,Safa’nın dördüncü basamağından,ıtr satan pazarlardan…v.s.sözediyorsun!.
Günahların,denizin kumu, yolun taşları, göğün yıldızları kadar çok olsa bile bir vird çekmek,bir kez
kıbleye yönelmek, ya da <<Hu>>çekmekle bağışlanır. Belki sana bunlar birkaç şehid sevabı bile kazandırır!!
Hele bir de herhangi bir vesileyle bir de şefaatçı elde etmişsen, iş tamam! Artık korkmana gerek yok!..
Diyorsun ki Hayber’de mucize oldu. İyi de şu andaki Hayber’in değil Filistin toprağının işgalcisidir
Yahudi! Ve senin de bu Yahudi ile bir alıp-veremediğin yok!
Kapalı kapıdan girip düşmanlarını bir bakışla hamamböceğine çeviren, bir gecede yedi yerde birden
misafir olan birine uyamam! O benim imamım olamaz! Ali’nin erdemi olarak aktardıkların benim derdime çare
değil, işime gelmez. Hindistan’da altmış gün tek bademle yaşayan bazıları var. Diyorsun ki, Allah’ Ali’nin,
İslam Peygamberinin yatağına yattığı o geceden ötürü, Ali’nin bu fedakarlığıyla melekleere övünür!!..
Çok bilgili ve çok molla olan biri diyordu ki:<<Bu dua kitabı, okuyan herkese Allah cennet’te yakut-
larla, süslerle bezeli yetmiş köşk versin diye yazılmış!>> Ben de derim ki:<<Bütün hayatım boyunca dua okur,
namaz kılarım. Allah cennet’teki yetmiş köşkü de size versin. Ben orada bir ağacın altında da uzanırım.
Yeter ki bu dünyada,kentin güneyinde bana 3×4’lük bir oda ver bana!>> Bu sonuç almaktır! Bu Ali’nin dostluğu
olarak gördüğün, velayet ve mezhebinin verdiği sonuçtan daha iyi!..

Doğrusu senin de alaya alıp dile doladığın hacı(!) gerçekten İbrahim’in haccını yapan hacı mıdır?
Her yıl, her insan kuşağının İbrahim’le ahidleşmesi midir? Ne ahdi? Ne yapacak? Bu insanların her yıl her
kuşak, yapmak için söz verdikleri ve İbrahimin başlattığı hareket ne hareketidir? İlk basamağında tevhidin
gerçekleşmesi ve şirkin yok edilmesi hareketidir!
Demek istiyorum ki; şu anda şirk yoksa,putları İbrahim kırmışsa niçin hala daha güçlü ve daha çok
put var insanoğlunun hayatında? İbrahim salt tarihe ait bir kişilik değildir. Ondan sonraki peygamberler ve en son
benim Peygamberim de onun yolunun sürdürücüsüdür. Öyleyse İbrahim’in yolu, yolcuların hala izlemesi gereken
bir yoldur. O’nun hareketi, hayatın hareketidir. İbrahim’in onunla mücadele ettiği şirk, bugün onun çağından daha
güçlü bir biçimde dünyaya egemendir. Hem daha da katı, daha da sinsice..En önemlisi, daha da gizlice…

Oysa gidip gördükten sonra hacının ne yaptığını daha iyi farkettim. Hacının aldığı sonuç nedir?
Kimler gitmektedir? Çoğunluğu, bütün bir hayatı boyunca özgürce dilediği işi yapmış, sınırsız-bağsız,sorum-
suzca yaşamış, ölümün yaklaştığı demlerinde, ölünce Münker-Nekir’e bir haraç verebilmek için gelenlerdir.
Çoğunluk ömrünün sonunda gelir ki, artık yapabileceği bir şey kalmamış ve dönünce dört-gözle ölümü beklesin.
Yani bu farzı da tamamlandı! Bu da boynumdan söküp attığım bir borçtu!
Bireylerde dışa yansıyan bireysel ahlakın izleri vardır kuşkusuz. Ancak siyonizmin Mekke köşesine
kurulduğu, sömürü ve emperyalizmin İslamın kalbinde–Mekke’de– özgür ve rahat olduğu bir zamanda,bu değer-
lerin, geleneksel amelin ne faydası var? Binyüz yıl önce İmam Cafer oğlu Musa bunlara diyordu:<<Gürültü
(kalabalık) ne kadar çok ve hacı olanlar ne kadar az!>>
Anan-baban ve mü’min kuşağın hacca gidip döndüklerinde bir sonuç almak istersin. Haccın etkisiyle
iş ve kişiliklerinde değişmeler görmek istersin. Ancak Hacc’ın sonucunun gerçekleşmediğini ve değişim olmadı-
ğını görürsün. Aksine aldığı hacılık payesiyle, hemen yapmaya, sömürü, ihanet ve kirli işlere daha kayıtsız ve
sınırsız başladığını görürsün. Bir de bakıyorsun ki onun elde ettiği ve senin de hayatında izlediğin, bavulunu
açtığında aileye ve dostlara bir sürü hediye getirmek biçimindeki bir sonuçtur. Yani aslında,Japon kapitalistleri,
put kıran İbrahim Halil’in geleneğinden büyük ölçüde nasibdar olmuş!
Yaklaşık yetmiş surenin adını insanı ilgilendiren konulardan alan bir kitab! Yaklaşık otuz suresinin
adını maddi fenomenlerden alırken yalnızca iki suresinin adını ibadetlerden alan bir kitap!..
ibadet ayetlerinden fazla olan bir kitap!
Bu kitap;<<Dostunun cehaleti>> ve <<düşmanının hilesiyle>> yaprakları açıldığı günden beri,
yaprakları masraflı olmaya başladı.<<Metni>> terkedilip<<Cildi>> revaç bulduğundan beri adı <<okumak>>
anlamına gelen bu kitap, okunmaz oldu. Kutsama, teberrük ve mal-kazanma işlevi gördü.Toplumsal,ruhsal ve
düşünsel mesele ve dertlerin cevabı bu kitapta aranmadığından beri; Onda soğuk algınlığı,romatizma türünden
bedensel hastalıkların şifası aranır oldu. Uyanıkken terkedip, yatarken başlarının üstüne asarak uyuduklarından
beri görüyorsun ki ölülerin hizmetine sunulmakta, ölüp gitmişlerin ruhlarına ithaf edilmekte ve sesi yalnızca
mezarlıklardan duyulmaktadır.
Okumanın, düşünmenin,aydınlanmanın, kavramanın, bilinçlenmenin, yol bulmanın (hidayet),ayağa
kalklamnın<<Kıyam>>, amel etmenin Kitabı olan Kur’an; izleyicilerinin,<<Yükümlülük>> ve <<İhsani seçebilir-
lik <<Furkan>> sorumluluğu adına önerdiği tek çözüm <<İstihare>> olan teberrük edilen bir kitab biçimine
dönüştürüldü. İzleyicilerinin ona karşı görevi: kupkuru bir yüceltme, takdis, tazim, teberrük ve öpmek…
Abdestsiz el sürmeme bir kılıfa geçirerek aynanın kenarına veya duvarın yüksek yerine asmak…Kundağın
yanına, yeni evin kapısına, misafirin başucuna…Bazı surelerini / ayetlerini de cadıca işlevler, özel törenler,
tılsım ve büyüler, cin ve romatizma kovup gidermeler, büyük büyülerin düğümlerini atmalar…için kullanılır oldu.
Veya loğusa kadın ile ineğin sütünü çoğaltmak için…
Sen; Kur’anı açmadan, okuyup düşünmeden kavramadan reddetme ve inanmama hakkına sahip
değilsin. Senin sandığının tam aksine, Kur’an, izleyicilerine söz söylemekten alakonulduğundan sonradır ki,
Kur’an’ın cismi takdis edilirken, ruhu,sözü, düşüncesi bırakıldığından sonradır ki,müslümanlar, hurafeciliğe,
sosyal zafiyete düşünsel donukluğa, kuru taassuba, ekonomik, politik ve bilimsel çöküntüye maruz kaldılar.
Bundan önce dindarlar, sömürgecilik ve emperyalizmin boyunduruğnda olmalarına rağmen, gündeme
gelen dini amel, dini tavır onlar için şu anlama geliyordu. Bireysel günahlardan bağışlanmak, ibadetle Ahiret için
sevap devşirmek, Resul ve imamlar ile salihlerin şefaatini kazanmak…Peki emperyalizm? Sömürgecilik?
Ve bu tavırları şu konumda segileniyor daha açık: Fransız genarelleri, tüm Cezayir,Tunus,Merakeş
(Fas) ve Moritanya’yı insanlık dışı Fransız sömürgeciliği altında tutuyor…Zenginlik, izzet, ve kültürleri yağmalanı-
yor…Hem de General Sustel’in oğlu ok atıp avcılığı öğrensin diye <<Arap avı>>partilerinin düzenlendiği bir ortam..
Hem de Paris’teki karısına<<Hepimiz iyiyiz.Ben iyiyim,köpeğim iyidir, arab’ım iyidir.>> diye mektup yazdığı
bir ortamda…Mü’minler, bu kara günlerde, bu zillet konumunda, utanılacak yükü omuzlarında taşıdıkları o gün-
lerde; zikir, dua, tevessül, adak, ziyafet türünden hayır, sevap kazandırıcı işlerle uğraşıyor, bireysel olarak
kendilerini cehennem ateşinden, Ahiretteki azabtan kurtarma çabasını sergiliyorlar..Zillet izzete tercih edilmiş…

Fakat Kur’an, kutsal rafından eğitim, öğretim ve düşünme saikiyle inince, onlara; Ahiretteki kurtuluşun
bu dünyadaki kurtuluşa bağlı olduğunu, Cennetin yolunun, özgürlük, izzet, uyanıklık, bilgi ve bilinçten geçtiğini,
bu dünyada zillet üzre ölenin orada zillet üzre kalkacağını, burda kör olanın orada kör olacağını öğretti.
Ve İslam’da Allah’a yakınlaşmanın yolu,<<Akletmekten>> geçer.<<Taabbud>> bilgisiz ve bilinçsiz
bir abidlik de değildir. Eşek, değirmen çarklarının dönüşünü, taşlarının yerinden fırlamamasını sağlayan bir araçtır.
Müslümanlar bunları yeniden algılamaya başladılar.
Bildiler ki; <<Zülme rıza gösteren zalimin ortağıdır.>> Müslümanın yaşamı <<Akide ve Cihad ile
sağlamdır.>> Peygamber ve izleyicilerinin sünneti; bireysel riyazetler, kulluk, telkin ve uyuşturucu ibadetler
değildir, <<Cihad ve Şehadettir.>>
Not: Cihad,kuşkusuz Cennetin kapılarından Allah’ın has velilerine açtığı bir kapıdır. Ve o bir takva giysisi,
Allah’ın sağlam zırhı,güvenilir sığınağıdır. Kim (Cihadı) gerekli görmeyerek terkederse Allah da ona zillet elbisesi-
ni giydirir; bela böyle olanı kuşatır, horlanmışlık ve zilletin(baskısı altında ezilir.Akılsızlığa ve faydasız sözlere
mahkum olur.) (Yani kalbine bu hali yer eder.) Cihadı zayi etmek kişinin kişiliğini kaybederek zillete düşmesi,
adaletten uzaklaşması, güç ve hükmünün ortadan kalkması şeklindeki hakkın hükümranlığı gerçekleşmiş olur.

Zillet içinde yaşıyorlar. Birbirlerine karşı kinci, tutucu, fanatik ve bıkkın,düşmana karşı iyi huylu,
yumuşak başlı, uyumlu bir durumdadırlar. Öyleyse din adına sahip olup, İslam adına amel ettikleri şey, ne dindir,
ne de İslam! Hatta dinin kesin farzları olan namaz,oruç ve Hacc’ları bile ne namaz, ne oruç ve ne de Hacc’dır.
Eğer bunlar bu ameller olsaydı etkisinin olması gerekirdi.

Sen Hacı ağa! Sen ne iş yaptın? Hangi savaşın şehidisin? Ben Cihad etmedim, çok yemekten öldüm!
Fakat bir Cuma gecesi gusul abdesti aldım, yetmiş bin defa filan virdi peşpeşe okudum ve bu makama ulaştım!
Bu şehidlerin yanında duruşuma hayret etme! Ben o gece dünyadaki şehidlerin en üstünü olan Bedr şehidlerin-
den yetmiş şehid ölçüsünde kıymet kazandım. Bu şehidlerin kenarında duruşum ve kendimi onlardan biri say-
mam; tevazu ve nefsimi öldürmem ile şehidlerin efendisinin hürmetinedir. Çünkü ben derecesini yetmiş defa
yerine getirmiş ve haketmişim. İmam Hüseyin’in tüm<<Kıyam>>ı yetmiş iki şehid değerinde. Oysa birey olarak
benim <<Bir oturuşum-Kuud>> yetmiş şehid!
Yani çileyle,savaşla can verip şehid olmaya ne hacet! Bir otur al yetmiş şehidin sevabını?!
İşte <<yanlış mü’min>>in belleğindeki<<şefaat>>ın anlamı budur! Eğer aydın; çöküşün etkeni,sorumluluğun
yokedicisi, tüm hesap-kitapların inkarcısı, aslında insanlık dışı, evrendeki egemen sistemi hafife alıcı, ilahi man-
tıkla çelişen bu akideyle karşılaşınca, onu İslam diye adlandırır, eksik bulur ve onu İslam diye reddederse…
Aydın böyle yüzeysel bir tavır sergilerse, o da aynen o mü’min gibi sömürgecilerin ve emperyalistlerin çevirdiği
dümenin becerdiği hilenin kurbanı olur ve sanki İslam bunu istiyor, şefaatin gerçek ve ilk anlamı buymuş zehabı-
na kapılır. Yani cehalet muhafızlarının, düşünsel çöküşü hızlandıran ve halkın zihinsel viraneliğinin mimarı olan-
ların dümen suyuna kapılmış olur.Öyleyse böyle davranıp bu tür anlayış sahibi olan aydın da <<yanılş aydın>>dır.

Yüzyıldan fazladır avam; değiştirilmiş ve hurafelerle doldurulmuş akidelerin tutsağıdır, ona; inanıyor
ve onunla amel ediyor. Avam, kendi cehalet ve donukluğunda gün be gün sağlamlaşmakta! Halktan uzak aydın-
lar ise; kapalı kule ve kalelerinde, fakülte sınıflarında, üst-düzey akademik dergilerinde; yeni şiir, edebiyat-sanat
yapıtlarıyla başbaşa, uzmanlık konferanslarında, teknik kitaplarında birbirlerine konuşuyor ve avamın cehaletine
gülüşüyorlar. Çok derin eleştirileri, titiz incelemeleri, nükteli konuşmaları, filozofça tesbitleriyle zevkleniyorlar ve
vicdanen rahatladıklarını sanıyorlar. Çünkü; anti-dincidirler, bilimsel bakışaçılı, çağdaş ve son moda görüş/düşün-
ce sahibidirler. Tıpatıp rönesans ya da 19. yüzyıl Avrupa düşünür ve aydınları gibidirler. Hristiyanlığı ve dini inkar
ederek, papa gücünü yokederek, modern uygarlığı oluşturan Avrupalılar gibi. Galile,Koperning,Jurdana,J.J.Russo
ve diğerleri ayarında büyük ve ilerici düşünürlerdirler. Çünkü dine karşıdırlar!
Oysa bunların tümü, kendi kendilerine kabullendikleri birer ütopyadır. Aceleci bir değerlendirme oldu-
ğu gibi, benzemezler-uzlaşmazlar arası bir kıyastır da! Bizdeki aydınlar, salt kendilerinin duyumsadığı aydıncık-
lardır. Yaptıkları iş<<aydıncılık>> oyunu!..Yoksa halk için hiçbir şeyi aydınlatmış değildirler. Bunun nedeni bile
kendilerine <<aydınlık>>, değildir. Bunlar da toplumun din, kültür ve tarihini avamca geleneksel yapısıyla telakki
ediyorlar. Her iki grup da; din, tarih ve kültür adına aynı şeyi algılıyorlar. Aralarındaki tek fark; avam bu bozuk
zihinsel olgulara inanırken aydın inkar ediyor.
Aydınlar bir apandisit fazlalığı gibi toplumun kenarında ve dört duvar arasında, dine, dini inançlar ve
halkın geleneklerine küfretmeyi, halkın gelenekleriyle alay etmeyi sürdürseler halk da, tüm zehirli yiyecekleri,
kutsal-güzel-yüce kazanlarda pişirilip sunulan yiyecekleri farkında olmadan,algılamadan,bilinçsizce yemeğe
devam edecektir, aradan bu şekilde bin yıl geçti bile !
Doğrusu senin de alaya alıp dile doladığın hacı (!) gerçekten İbrahim’in haccını yapan hacı mıdır?
Her yıl, her insan kuşağının İbrahim’le ahidleşmesi midir? Ne ahdi? Ne yapacak? Bu insanların her yıl her kuşak,
yapmak için söz verdikleri ve İbrahimin başlattığı hareket ne hareketidir? İlk basamağında tevhidin gerçekleşmesi
ve şirkin yokedilmesi hareketidir!

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği