Örnek Müslüman ve Ahlak

MÜSLÜMANDA ŞAHSİYET VE AHLAK

Nefsin hile, hased,ihanet ve düşmanlıklarından temiz olması müslüman’ın sıfatlarındandır.
Bu temizlik müslüman’ı cennete götürecektir. Bu sıfatları taşıyanlar geceyi ibadet, gündüzü oruçla
geçirmeseler de bu özellikleri sayesinde cennete gireceklerdir. Resulullah buyurdu ki: “Şimdi size
cennet ehlinden bir gelecektir.” Ensardan biri çıkageldi. Sakalından abdest suyu damlıyordu.Ayakka-
bılarını sol eline almıştı. Ertesi gün Nebi (a.s.) aynı şeyi söyledi ve adam aynı halde çıktı. Üçüncü
gün yine Nebi (a.s) kalkınca Abdullah b.Amr b. As onu takip etti ve dedi ki: Babamla tartıştım ve üç
gün eve gitmeyeceğime yemin ettim.Eğer beni bu müddet geçinceye kadar evine alırsan seninle gele-
yim. O,”Peki” dedi.
Abdullah daha sonra, onunla üç gece kaldığını bu müddet boyunca adamın geceyi ibadet-
le geçirmek için kalkmadığını sadece uyanınca sabah namazı için kalkıncaya kadar Allah’ın ismini
zikredip tekbir getirdiğinden bahsetti ve şöyle dedi: “Şu kadar var ki, ağzından sadece hayır söz çık-
ardı. Üç gece geçtikten sonra neredeyse onun durumunu hakir görecektim.” Ona dedim ki:
Ya Abdullah babam ile aramda bir dargınlık olmadı. Fakat Resulullah’ı üç defa,”Şimdi size cen-
net ehlinden biri gelecek” dediğinde üçünde de senin çıkıp geldiğini gördüm. Ve senin yanında kalıp
yaptığını görmek ve senin yaptığını yapmak istedim. Senin büyük bir amel işlediğini görmedim. Seni
Resulullah’ın söylediği mertebeye ulaştıran nedir?
“Gördüğünden başka bir şey yok” dedi. Fakat ondan ayrılmak üzereyken bana dua etti ve
şöyle söyledi:
Gördüğünden başka bir şey yok.Ancak ben müslümanların hiçbirini aldatmayı düşünmem.
Allah’ın verdiği bir iyilik için hiç kimseye haset etmem, dedi. Abdullah dedi ki:
Seni o dereceye ulaştıran işte bunlar. Bizim yapamadığımız şeyler.
Bu hadis, nefsin kin ve hasetten arındığı, kalbin düşmanlık ve ihanetten kurtulduğunda kulun
Allah nezdinde ameli az da olsa makamının yükseleceğine işaret eder. Cennete az amel ettiği fakat
insanlar kendinden zarar görmediği için kakbinin temizliğiyle giren bu adamla, gece namaz kılıp,gün-
düz oruç tuttuğu halde komşularını rahatsız ettiği için Peygamber’in “O ateştedir” dediği kadını karşı-
laştırınca bunun manası daha açık olarak ortaya çıkar.
İslam terazisinde kefesi daima ağır basan insan, sadık, saf ve nefsi hile, ihanet, haset ve düş-
manlıktan temizlenmiş bir insandır. İbadeti az da olsa kefesi ağır basar bu insanın. Göğsü kin ve has-
ed ile dolu, insanları rahatsız eden bir insan ise ibadeti çok da olsa kefesi hafif kalacaktır. Çünkü o
duvardaki hafif, içi boş bir tuğlaya benzer. Ve onun gibileri bu duvarın yıkılmasına sebep olur. İslam’ın
istediği örnek müslüman güzel ibadet, temiz kalb ve iyi muamelenin kendinde toplandığı, özü sözüne
uygun bir kimsedir. İşte bu tip müslümanlarla İslam toplumunun yapısı kuvvetlenir. Ve Resulullah’ın
belirttiği gibi birbirine kenetlenmiş toplum Allah’ın ayetini insanlara taşımaya layık olur.
“Allah’ın emri altındakileri idare etmesini istediği bir kul yoktur ki ölürken emri altındakileri
aldatsın da cennet ona haram kılınmasın.” (hadis)
Diğer insanlardan, vaadini yerine getirmek, sözünde durmak yönüyle üstün olan müslüman,
kesin olarak insanların en üstünü, en ilerisi olacaktır. Sözünde durmak ve vaadini yerine getirmek
İslam’ın en köklü ahlakı olup imanın sıhhatine delalet eden kuvvetli delildir. Vaadi yerine getirmek ve
sözünde durmak hususunda ayet ve hadisler teşvik eder mahiyette gelmiş ve onun iman alameti oldu-
ğuna işaret ederek bu sıfatları terkedenleri tehdit etmiştir. Bu durumu da nifak alameti kabul etmiştir.
“Ey inananlar ! Yapmadığınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmadığınız şeyi söylemeniz, Allah kat-
ında büyük azaba sebep olur.” (Saff, 2-3)
Kişinin dini olgunluğunu namaz, oruç ve hacc gibi ibadetler sağlamaz. Daha önce söylediğimiz
gibi dini olgunluğunu İslam eğitimiyle oluşan insanın iç yapısı sağlar. Çünkü ruhu hidayet çeşmesin-
den içen ve İslam’ın hoşgörü dolu ahkamını saçacaktır. Artık onu Allah’ın hududunu bilir ve onlara
riayet eder her şeyde İslam’ın gösterdiği yola boyun eğer görürsün. Böylece gerçek Müslüman’ın
hayatında sözde durmamak ve verdiği sözü yerine getirmemek diye bir şey kalmaz.Çünkü bu haslet-
in İslam ahlakı içinde yeri yoktur.
Dikkat edin! Bu acı gerçek tüccar, sanatkar ve memurlarda çoktur. Belli bir vakitte işlerini
bitireceklerini vaadederler, sonra da vaadlerinde durmazlar. Bir şey üzerine sözleşip de yerine getir-
meyenler, kendilerine bir mal, sır ve miras gibi şeyler emanet edilince bu emanete ihanet edenlerin
hepsi bilsin ki, oruç tutsalar, namaz kılsalar ve kendilerini Müslüman zannetseler de onlar münafık
zümresindendirler. Ve münafıklar cehennemin en aşağı tabakasındadırlar.
Gerçek Müslüman güzel ahlak,cömert, tatlı sözlü ve İslam yoluna ayak uydurmuş. Nebi’ye
tabi olmuş bir kişidir.Resulullah, hizmetçisi Enes’in naklettiği gibi ahlak yönünden insanların en güze-
liydi…Enes sözünde mübalağa etmiyordu.Çünkü o Resulullah da hiçbir gözün görmediği ve hiçbir
kulağın işitmediği güzel ahlakı görmüştü.Şimdi sözü Enes’e bırakalım da bize İslam Peygamberinin
ahlakından bir nebze anlatsın:
“Resulullah’a on sene hizmet ettim. Bu müddet zarfında bana asla, “öf” bile demedi. Ne yaptı-
ğım bir şeye onu niye yaptın, ne de yapmadığım bir şey için: Şöyle yapamaz mıydın,demedi.”
Evet Resulullah böyleydi.Çünkü O, ne kötü söz söyler ne de başkalarına kötü söz işittirirdi.
” Ahlakı en güzel olanınız en hayırlılarınızdandır.” (hadis)
” Çirkin söz ve çirkin sözü söylemenin İslam’da hiçbir şekilde yeri yoktur. İnsanların İslam
açısından en güzeli, ahlakı, en güzel olanlarıdır.”
“Bana en sevimli ve kıyamet günü bana en yakın olanınız ahlakı güzel olanlarınızdır. Bana en
sevimsiz ve kıyamette benden en uzak olanınız gevezeler, insanlara üstünlük taslamak için ağızlarını
yayarak konuşanlar ve çok sözlülerdir.” Sahabe dedi ki:—Gevezeler ve ağzını yayarak konuşanları
anladık, ama çok sözlüler kimlerdir? Buyurdu ki: “Kibirliler” (hadis).
Sahabe Resulullah’dan duydukları bu tavsiyeleri dinlerler ve nasıl uygulandığını gözleriyle görür-
lerdi. Duydukları ve gördükleriyle amel ederlerdi. Böylece de tarihte eşine rastlanmayan örnek toplum-
larını kurdular. Enes diyor ki: “Peygamber çok merhametli idi. Ona hiç kimse gelmezdi ki, ona vaad-
etmesin ve yanında varsa vaadini yerine getirmesin. Bir defasında namaz için ikamet getirildi.Ona bir
bedevi (köylü) gelerek elbisesini tuttu ve: Çok az bir şeye muhtacım, unutmaktan korkuyorum dedi.
Onunla birlikte kalktı onun ihtiyacını gördü, sonra da geldi ve namaz kıldı.”
Namaz için ikamet getirildiği halde Resullah bedeviyi dinleyip ihtiyacına cevap vermeyi zor ve
ağır bulmadı. Elbisesinden tutup ihtiyacını gidermesi için ısrar eden bu bedevinin hareketine kızmadı.
Çünkü Resulullah örnek bir toplum bina ediyordu. Müslümanlara, Müslüman kardeşine nasıl muame-
le edeceklerini bizzat kendisi gösteriyordu. Ve onlara İslam toplumuna hakim olması gereken ahlaki
ilkeleri gösteriyordu.
Güzel ahlak gayr-i müslimlerde eğitime bağlıysa; Müslümanlarda da insanın makamını yücel-
ten ve ahirette terazisini ağır bastıran bir seciye olarak kabul edilen dine bağlıdır. Çünkü Resulullah’in
haber verdiğine göre hesap gününde Müslümanın terazisinde güzel ahlaktan daha ağır bir şey yoktur:
“Kıyamet günü mümin kulun terazisinde güzel ahlaktan daha ağır bir şey yoktur.Şüphesiz
Allah çirkin söz söyleyen hayasız kimseyi sevmez.” (hadis.)
“İnsanların ahlak yönünden en güzelini iman yönünden en kamili kabul etmiştir.
“Mü’minlerin iman bakımından en olgunu ahlakı en güzel olanlardır.” (hadis)
Üsame b.Şüreyk’in rivayet ettiği şu hadisinde delalet ettiği gibi güzel ahlak sahibi insan Allah’ın
en sevdiği kuldur: Nebi’nin yanında oturyorduk. Başlarımızın üzerinde kuş varmış gibi (dikkatle) dinli-
yor ve bizden kimse konuşmuyordu. Birtakım insanlar geldi ve dediler ki:” Ahlakı en güzel olanları.”
Güzel ahlaklı insanın Allah’a en sevimli kul olması pek tabiidir. Çünkü güzel ahlak İslam’da
üstün bir yer tutar. Kulun hesap gününde terazisine konan hasenatın en ağırlarındandır.İslam’ın iki
büyük rüknü olan namaz ve oruca denktir. Resulullah buyuruyor ki:
“Mizana güzel ahlaktan daha ağır bir şey konmaz. Güzel ahlak sahibini, mutlaka oruç ve namaz
derecesine çıkartır.” “Kul güzel ahlakıyla mutlaka namaz kılan ve oruç tutanların derecesine erişir.”
Bu yüzden de Resululah sahabeyi güzel ahlaka teşvik eder, çeşitli yollarla onlara güzel ahlakı
sevdirmeye çalışırdı. Çünkü nefislerin temizlenmesi ve insanların güzelleşmesinde bunun tesirini çok
iyi biliyordu. Resulullah Ebuzer’e buyuruyor ki:
“Ey Ebuzer! Sana, yapılması insana hafif mizanda ağır iki haslet söyleyeyim mi?” Ebuzer:
…Evet ya Resulullah, dedi. Buyurdu ki:
“Güzel ahlakı ve sükutu terketme. Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki insanlar bu iki
haslet gibisiyle güzelleşmediler.” “Güzel ahlak nemadır, kötü ahlak uğursuzluktur. İyilik ömrü arttırır,
sadaka kötü ölümü engeller.” Resulullah duasında şöyle derdi:
“Allahım! Beni güzel yarattın. Ahlakımı da güzelleştir.”
Allah’ın “Sen yüce bir ahlak üzeresin” buyurduğu halde Nebi’nin duasında ahlakının güzelleş-
mesi için dua etmesi, müslümanların, daima ahlaklarının güzelleşmesini istemeleri, ne kadar yükse-
lirlerse yükselsinler Allah’tan bu hususta yardımını eksik etmemesini dilemeleri icab ettiğini gösterir.
Güzel ahlak birçok manaları içine alan şümullü bir kelimedir. İnsanı güzelleştiren, tezkiye
eden ve onu yücelten haya, ilim, yumuşak başlılık, af, bağışlamak, hoşgörü, doğruluk, emanet,nasi-
hat, istikamet ve kalb temizliği gibi insanı güzelleştiren, nefsini terbiye eden ve onu yücelten herşey
güzel ahlak kelimesinin manası içine girer.
Sadık, müttaki, edepli, yumuşak huylu, ince ruhlu müslümandan insanları rahatsız edecek
kötü bir şey sadır olmaz ve hak sahiplerine karşı ,ihmalkar davranmaz. Çünkü haya onu bu tür şey-
lerden alakoyar ve o hatalara düşmesini engeller.
Bazı ahlaki fakrörlerin Allah’a ve ahirete, imana bağlanması, müslüman inanı ihlas ve vasıflan-
dığı ahlak ile başkalarından ayırır. Günler ne kadar geçerse geçsin şartlar ne kadar değişirse değişsin
bu ahlakın sebat ve devamı müslümanı başkalarından ayırır.

İnsanların yükselmekten çok düşmeye ve gerilemeye eğilimli olduğu açıkça görülen noktalar-
dandır. Çünkü iniş daima çıkıştan kolaydır. Ayrılmak bağlanmaktan daha hoş gelir. Onları kalblerine
hakim olan gafletten uyandırmak ve ayaları doğru yoldan kaydıkça yola sokmak için mutlaka birine
ihtiyaçları vardır. Bu yüzden de dinin yüce değerlerini açıklama ve kolayca insanların hizmetine sun-
ma düşünür ve yazarların borcudur. Hayatın güzel ve mutlu kılınması için Allah’ın kullarından istediği
yaşama şeklini açıklamaları gerekir.
Allah’u Teala, bu dini yedi kat semadan, insan aklı onun tartışmalarıyla uğraşsın, tilavetiyle de
teberrük edilen ve manası bilinmeyen mukaddes bir kelam olarak kalsın diye indirmemiştir. Allah,
bu dini fert hayatını, aile hayatını düzenlesin, toplum hayatında tezahür etsin, insanların yolunu aydın-
latsın ve zulmetten nura çıkarsın diye indirmiştir.
Bu hidayet gölgesinde yaşarken hayat güzelleşir ve insanlar mutlu olur. Bu olgun hayata doğ-
ru atılan adımların ilki, İslam’ın kendinde canlandığı ihlaslı müslüman bireyler oluşturmaktır.İnsanlar
onu görünce İslam’ı görmediler. Onunla ilişkilerinde,İslam’a inançları artmalı ve ona yönelmelidirler.
Resulullah’ın davetin başlangıcında yaptığı da buydu. Zira İslam yolunda attığı ilk adım İslam’ın
şahıslarında canlandığı adamlar yetiştirmek olmuştur. Onlar, yeryüzünde yürüyen Mushaf olmuşlardı.
Dünyanın dört köşesine dağıldılar. İnsanlar onları beşeriyetin eşsiz nümuneleri aynı zamanda eşsiz
hayat programının da temsilcileri olarak gördüler. Bu eşsiz metodu ihlaslı mümin fertlerde tecessüm
etmiş olarak görünce de bölük bölük Allah’ın dinine girmeye başladılar.
İnsanlık–özellikle müslümanlar–bugün, hayatın onsuz güzelleşmeyeceği bu örnek insanlara
hergünkünden daha çok muhtaçtır. Beşeriyet, insani değerlerin onsuz yücelmeyeceği ve parlak İslam
gerçeğinin onsuz ortaya çıkamayacağı örnek insana günümüzde her zamankinden daha çok muhtaçtır.

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği