Para Din ve İnsan İlişkisi

PARA-DİN VE GÜNÜMÜZ İNSANI

Para, insanın aline olmasında en önemli unsurdur. Para sahibi insan, paraya dayanan imkan ve
değerlerin-kedisine ait olanları değil- kendisine ait olmasına çalışır. Böyle olması gerektiğine de inanır.Toplumda
da aynı anlayışa sahiptir, paraya ait değerleri ona nisbet eder. Hem kendisi, hem ailesi ve hem de toplum ona
saygın ve büyük şahsiyet gözüyle bakar. Aslında ise, saygı ve şahsiyet duygusu onun paralarından kaynaklanı-
yor, ondan değil. Düne kadar her türlü imkandan yoksundu, evinize geldiği zaman, kapınızın önünde yiyip,git-
mesi için ona biraz yemek veriyordunuz. Bugün ise onun makamında oturuyorsunuz, onun gelmesiyle birlikte
ateşe atılan barut gibi yerinizden fırlıyorsunuz. Çünkü ya işportacılıkla veya kaçakçılıkla durumunu düzeltmiş,
para biriktirmiştir. Biriktirmiş olduğu bu para ona saygı ve şahsiyet kazandırmıştır.
Çevrenizde bulunan saygıdeğer, muhterem, büyük, mukaddes ve güvenilir şahsiyetlerin bir listesini
çıkarın ve bunların bu konumu paradan dolayı mı, yoksa kişilikleriyle mi kazandıklarına bakın. Makamında
kendisine gösterilen saygının hangisinin kendisine ve hangisinin paraya ait olduğuna dikkat edin.
Para, toplumda güç sahibidir. Ancak bu güç yabancı olmasına rağmen, ona sahip olan kendisinden
olduğunu zanneder. Bir nevi kendisini para kabullenir. Öyle ki hukuk ve bütçe karşısında kendisini en üstün
hak sahibi kabullenir. Hatta aynaya baktığı zaman bile, sözkonusu bu kişiliği görür. Bütün duygular,insani özel-
likler, dini, ahlaki ve akrabalık değerlerinden para sesi gelir ve rengi altın rengidir. Kur’an’ın, faiz yiyenlerin ruhuna
şeytanın hulul etmesi şeklindeki benzetmeye yakın, bir açıklamayı ahlaki sosyalistlerin, diyo veya para cininin
hulul ettiği insanın durumunda görüyoruz.
Size akraba olan bir ayakkabıcıyla karşılaştığınız zaman, halinizi-ahvalinizi sormadan önce, ayakka-
bınıza bakar. Bir gözlükçü veya bir göz doktoru da böyledir. Bir terzi de ilk olarak elbiselerinizi görür, onlarla işi
bittikten sonra size bakar; berber de öyledir. Bir doktorun ilk olarak aklına gelen sizin hastalık durumunuz,
mizacınızdır; ondan sonra halinizdir. Veya bir doktor kendi içine yöneldiğinde, bizim anladığımız manadaki
bakıştan daha çok, midesinin, barsaklarının ve kalbinin işleyişine bakar, onları düşünür. Bundan dolayı”uzmanlık”
insanı tek boyutlu yapmaktadır. Mark Kuze’nin dediği gibi “tek atmosferli” olmaktadır.(Unidimens lonnel).

“Medeniyet insanın kendisine yabancılaştığı bir sanatdır.” <<Para kazanmak son yılların ibadeti
haline geldi. Liberalizm yeni din oldu>> diyor büyük sermaya gazetelerinden birinin kulis-fıkra karışımı yazılar
yazan yazarı.Laikliğin bu din üzerinde baskıda bulunması, örgütlenmesine, ibadetlerine,ayinlerine karışması
mümkün değil.
Bu dinin camileri bankalar, mescitleri ticarethaneler. İbadetinin<<para kazanmak>> olduğunu açık-
lamıştı sayın yazar. En aşırı kar edenlerin bu din nezdinde itibarı daha fazla şüphesiz. Liberalizm dininin salik-
leri, mensupları kazanmanın da ustası, genellikle harcamanın da–yani lüks tüketimin de–belası.Onları son
zamanlarda 20-30 milyara küçük saatler, 4-5 milyara takım elbiseler alarak dini vecibelerini bihakkın yerine
getirildiğini yazıyor gazeteler.
Bu dine göre insanlar hiçbir şekilde eşit değil ve olamazlar. Herkes parası kadar yere sahip toplum
içinde. Para kazanmanın yollarını bilmeyen, para kazanmayı, sömürmeyi beceremeyen kimseler bu dinin
lanetliler zümresini teşkil ediyor.
Bu dinin tebliğ metodu reklam. Her türlü satış için, her türlü reklam mübah.İdaresinde reklam,
siyasetinde reklam.
İnsanlığımız kemiriliyor.<<Şahsiyet,izzet-i nefis, şeref, vakar>> gibi kavramlar lugat sahifeleri
arasında sıkışmış ölü kelimeler derekesine düşürülüyor.
Ahlak, insanlık, yardımlaşma,dayanışma, hak, adalet…hangi çöp sepetinden çıkarılıp da bilinir
olacak kavramlardır dersiniz?
Parayla ifade edilemiyen şeyler için bazı kitaplarda <<değersiz>> damgası basılmış.
İçimizdeki insanlığı kımıldatmak; ahlakı, dostluğu, kardeşliği, dayanışmayı, Allah’a kul olma şuuru-
nun kazandırdığı derin ferdi ve toplumsal boyutu yürürlüğe koyma en önce bu dinin hiçbir kural
tanımayan kurallarına karşı çıkmakla, direnmekle mümkün. İnsanlığımızı mutlaka kurtarmalıyız.
İşgal edilmiş,rehine alınmış gelecek tıpkı geçmiş gibidir, yani insanın elinde değil. Taksit altına
giren insanın geleceği rehin alınmıştır. Taksidini ödemekten ve onu düşünmekten başka bir şey yapamaz.
İşte insanın gerçek hayatı yaşamadan önce, onu önceden yaşamasının, tamamlamasının anlamı budur.
Ben eğer bir ev alıyorsam,gelecek 18 yıla kadar taksit ödemem gerekiyor, öyle ise bu gelecek 18 yıl artık
benim değil, evin malıdır. 18 yılı verdim, ona karşılık bir ev aldım.
İleride kavuşacağı öngörülen huzura kavuşabilmek için, her şartta taksitlerini muntazam bir şekilde
ödemekten başka seçeneği olamaz. Bu yüzden seçim, kendisini savunma, karar alma, hürriyet, değiştirme ve
benzeri özelliklerini otomatik olarak kaybeder. İnsanın diğer bir önemli özelliği, hayatında risk ve tehlike ihtimali-
nin de bulunmasıdır! Ancak anlaşma altına girmiş bir insan, geleceğe sahip olmadığı için böyle bir ihtimalin altı-
na girmez. Çaresiz olarak çalışmanın şartlarında, uzlaşmacı bir tavır takınmak zorundadır. Çalışmanın şartları,
inancına, duygularına ve zevkine ters bile düşse, hehangi bir çıkış yolu bulamaz. Ekonominin icad ettiği gerçek
dışı satın alma gücü neticesinde, ortaya çıkan diktatörlük ve çağdaş köleliğin gerçek manası budur işte.
Ferdin özgürlüğünün ortadan kalkması budur, her ne kadar hukuki ve siyasi yönden özgür olduğu vurgulansa da.
Ortaya çıkan bu gerçekler,”aldatan özgürlük” gizli tahakküm veya “mecburi seçim” gibi temel kaide-
lerle ifade edilebilinir. Öyle ki Batı toplumunun demokrasi ve liberalizm sisteminde, zahiren herkes hürdür,her
istediğini seçebilir ve karar verebilir. Oysa ki, kültürel, sanat, propaganda ve siyasi unsurların oluşturmuş olduğu
atmosferde, ancak kendisi için tayin edileni seçmek durumundadır. Seçilmesi gereken, kişi veya şeyi seçmek-
ten başka alternatifi yoktur. Ben istediğime oy vermekte serbestim, ancak milyonlarca özgür oy 2 veya üç kişi-
ye verilir.(Biri engur, diğeri eneb ve diğeri de üzüm).
Ben oyumu özgürce, dikkat ve sadakatla beyan ederim, ama benim oyum daha önce bana empoze
edilmiştir. Açık diktatörlük oylamadan sonra ve gizli diktatörlük oylamadan önce sözkonusudur. Gizli diktatör-
lükle empoze edilir, neticesi aşikar diktatörlük olur. Ekonomide de kanuni yönden herkes hürdür. Kapitalizmin
hergün yeni bir çeşidini ürettiği, rengarenk tüketim mallarından hiçbirini almak için, bir millete, aileye veya ferde
baskı yapılmaz, ama herkes özgürce bir şekilde ve hem de çoğu kez birçok değerli eşyasını satarak onları
satın alır.
Bugünün toplumu birbiriyle zıt iki inanca uymaktadır. Esasen bugün dünyada iki inancın hakim oldu-
ğu söylenebilir. (Tatihte iki inançlı bir toplum hiçbir zaman görülmemektedir). Bunlardan biri “humanizm” ve
beşeriyetin üstünlüğü yolundaki teorik inanç (İnsanların birliği, bütün milletlerin tek bir millet olarak görülmesi).
Beşeriyet topluluklarındaki fertlerin haklarının korunması, insan hakları. (Eğer İnsan Hakları Evrensel Beyanna-
mesi okunursa, devamlı ferdin haklarına işaret edildiği; her ferd…yapabilir gibi ibarelere rastlanır; toplum hukuku
sözkonusu değil). İkincisi pratik “pragmatizm” inancıdır. Bugünün dünyasındaki pratik inanç ise “Utilitarizm”
(yani menfaatin üstünlüğü ekolü, menfaat üstünlüğü. Bu inançta halk menfaatleri birlikte eşittir, hakikat ise
menfaate göre çeşitlidir.)

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği