Zamana Ayak Uydurmak

MODERN HAYAT VE MÜSLÜMANLAR:

Modern dünyada halklar maddi ideolojilerle köleleştirilmişlerdir. Bütün insanlık maddi ideoloji-
lerle aldatılmıştır. Hiçbir ideolojinin insanı teskin ve teselli ettiği görülmemiştir. Modernizm bütünüyle
maddileşmenin ve dünyevileşmenin ifadesidir. Lafızcı ve ezberci yorumlar İslamı her tür gelişmenin
uzağında tuttu. Her tür gelişmeyi yorumlayacak dinamizmden yoksun bulunan taşlaşmış bir düşünce
yüzünden İslam hayatın dışında yaşıyor. Bireysel ve toplumsal yozlaşma, derinlikli ahlaki ve ruhi
dönüşümlerle önlenebilir. İlahi ahlakın bütün boyutlarıyla yaşatılması,hayatın korunması,zenginleşti-
rilmesi ve anlamlı kılınması için zorunludur. İlahi değerleri ve ilahi ahlakı hafife almak, hayatı yalnızca
bir “teknik” olarak algılamak demektir.
Müslümanların, insanın ruhi ve manevi kuvvetlerini kullanmasına imkan vermeyen bir yapılan-
ma biçimi ile uzlaşması düşünülemez. Allah’a karşı sorumlu olmak demek, yaratılışın tüm yasa ve
değerleriyle bütünleşmek demektir.
Mü’minler valıklarını ancak ilahi ahlakı ayakta tutarak kanıtlayabilirler. Pratik ahlak,ilahi kay-
naklı bir ahlaktır. Müslüman olmak demek, bütün bir hayata ve olaylara imancı bir hayat görüşüyle
bakmak demektir.
Günümüzde müslüman halklar’da, diğer halklar gibi, tüketim toplumlarına özgü kalıplaştırılmış
özsüz ve içeriksiz değerler dünyasına doğru yöneliyorlar. Yalnızca maddi zenginlik ve gelişmelerle
sınırlı, bir kültür ve uygarlık anlayışı, bütün bir insanlığın imanı’nı sarsmaya devam etmektedir.
Bugünün dünyasında bütün sistemler ve yığınlar yalnızca ekonomik amaçlara yöneliyorlar.
İslam hiçbir zaman ekonomiyi amaç edinmemiştir. İslam bütün zamanlar boyunca erdemli,adil ve
insani bir hayatı amaç edinmiştir.
Müslümanlar,İslami kimliklerini eksiksiz bir biçimde kazandıkları takdirde,hayatın bütün cephe-
lerinde kendilerini gerçekleştirebilirler.
Sağlıklı ve kalıcı bir sosyal dönüşüm için tevhidi bir bilinç,iman,ahlak ve kültür zenginliğine
ihtiyaç vardır.Sosyal güçleri etkileyebilecek bir İslami dönüşüm, müslümanların kendilerini içtenlikle
İslam’a ayırmalarıyla kabil olabilir. Kuşkusuz sosyal yapı birdenbire değişmez. Yeni bir yapı temel ve
inandırıcı değişiklikler üzerine kurulabilir.
Hayatın her alanında İslamla fiilen bütünleşmeyen İslami bünye, tevhidi bir dönüşümü gerçek-
leştiremez.
İslam bütün toplulukları hakikate liyakat noktasında eşit saymaktadır. İslam’a ulaşmak için
gerekli olan bütün yetenekler konusunda da, bütün topluluklar eşit imkanlara sahiptirler. Herhangi bir
topluluğu bu konuda daha yeterli görmek, herhangi bir topluluğu bu konuda öne almak, fıtrat’ın yasa-
sına karşı koymaya çalışmaktır. Allah, varoluşun bütün yollarını, varoluşun bütün ilke ve değerlerini
şu ya da bu topluluğa değil, bütün bir insanlığa gösteriyor. Önemli olan bu yollara girmektir, bu ilke
ve değerlerle bütünleşmektir. Bir topluluğun, diğer bir topluluktan üstün niteliklere sahip olduğu düşü-
ncesi, yaratılışla gelen eşitlik ilkesine aykırıdır.
Özgün bir yapılanma biçiminde, haklar ve görevler, herhangi bir grup veya sınıf adına değil,
Allah adına kullanılır. Sosyal hayat içerisinde, kimse müslümanlar aleyhinde sonuçlanacak bir üstün-
lük iddiasına kalkışamaz. İslam, sosyal hayatta ortaya çıkabilecek muhtemel bütün kutuplaşmalara
karşı her türlü önlemi almaktadır.
Kaynaklarını tüketmiş ya da dondurmuş bir anlayışın, İslami bir harekete katkısı olamaz.
Akla, düşünmeye, araştırmaya ve soruşturmaya itibar etmeyen bir geleneğin, sadece geçmişe öykü-
nen bir geleneğin özgün bir İslami söyleme yeteneği yoktur. İslami inanç ve düşüncelerin, İslami
duygu ve davranışların kesin deliller üzerine bina edilmeleri zorunludur. İslami değer sistemi zan ve
vehimler üzerinde temellendirilemez.
Modern dünya,köksüz, yanlış, sahte ve yapay değerlerle örülmüş bir dünyadır. Modern insan
korkunç bir ahlaki felç içerisindedir. Modern dünya yalnızca ekonomik refah düşüncesini alkışlıyor.
Daha fazla kazanç, daha fazla çıkar temeline dayanan tüketim toplumları insani amaçlardan uzakla-
şıyorlar. Çağdaş toplumlarda belirleyici ölçüler, ahlak, irfan ve inanç değil, sadece güç’tür.
Uluslar arası ilişkiler insani erdemlere göre değil, toplumsal değerlere göre değil, tamamen
çıkarlara göre belirlenmektedir.
İslami akımların geleceğe yönelik, bütüncül ve kapsamlı perspektifleri yok. İslami akımlar
siyasal birikim ve deneyim sahibi olmadıkları için tarihsel fırsatları değerlendiremiyorlar.
İslamın yeniden yükselişi ancak müslümanların yükselişi ile mümkündür.Müslümanlar bugün
pek çok temel tevhidi ilkeyi, anlamını yitirmiş ilkeler halinde koruyorlar. Müslüman yığınlar yüzyıllar-
dır “İmamet” ve “Emaneti” yalnızca bir anı olarak yaşatıyorlar. Müslüman yığınların müzelik özellikler
taşıyan bir din anlayışını korumaları yüzünden, tevhidi özgünlükleri yıkan bölgesel yapılanmalar hem-
en her dönemde öne çıkarılabilmektedir.İslam adına kimi değerler ancak biçimsel değerler olarak
yaşatılabiliyor.
Modern disiplinlerin imani, vicdani, ahlaki ve insani temelleri yoktur. İmani temellerden yok-
sun bir hayat düşünelemez.İlahi değerlerden ve inançlardan soyutlanmış bir hayatın anlamı olamaz.
İnsani değerleri, imanı ve hayatı bir takım kurumlar içerisine hapsetmek mümkün değildir.
Taklit, müslümanların ufkunu daraltmakta ve bağnazlığı kurumsallaştırmaktadır.
İslami mücadele lafızlarda yoğunlaşarak değil, özde yoğunlaşarak yarınların dili haline getiri-
lebilir.
Müslüman halklar ne İslam toplumu tipini, ne modern toplum tipini, ne de geleneksel toplum
tipini temsil edebiliyorlar.
İslam dünyasında kültürel ve siyasal mimarinin değiştirilebilmesi için, öncelikle belli kişilere,
gruplara, ailelere,kabilelere,topluluklara, ırklara,partilere göre yapılandırılmış bulunan İslam anlayışla-
rı değiştirilmelidir.
Hiçbir güç,İslami iradeyi belli bir aile, kabile, grup ve parti ile sınırlandıramaz. Allah’ın iradesi,
iktidarı ve egemenliği yerel ve bölgesel oluşumlarla kısıtlanamaz.
Müslüman yığınlar, İslam gerçeğini araştırarak, yorumlayarak,düşünerek, seçerek değil,
taklit ederek koruyorlar.
İslam, mülüman topluluklar arasında, müslümanların günlük tavır ve davranışlarını doğrudan
etkileyen bir olay olmaktan çıkmıştır.
Müslüman halkların büyük bir çoğunluğu, İslami değerleri pratik değerler halinde kullanama-
maktadırlar. Artık müslümanlar da, hayatı hesapçı bir mantıkla yorumlamaya, hayata hesapçı bir
mantıkla katılmaya ve olayları hesapçı mantıkla çözümlemeye başlamışlardır.
İslamın mantığı, hayatın ve olayların ancak maddi anlamda ölçülebilir yanlarını kuşatan bir
mantık olduğu için, hesapçı mantığa dayalı bir görüş biçimini kabul etmektedirler.
Modern dünya gerçeği, müslüman toplulukları cesetleri müslüman, ruhları müşrik topluluklar
haline getirmektedirler. Müslümanların ruhları, hesapçı mantığın değerleri tarafından işgal edildiği
içindir ki, günümüzde İslam bütünüyle yaşayan bir gerçeklik değildir.
Müslüman halklar halen İslamın doğal özünü ve ruhunu değil, görüntüsel kimi özelliklerini
koruma konusunda büyük bir hassasiyet göstermektedirler. Böyle olduğu içindir ki,emperyalistler
İslamın görüntüsel özelliklerini yaşatmaya yönelik İslami akımları büyük bir içtenlikle destekleyebil-
mektedirler.Günümüzde müslüman halkların büyük bir çoğunluğu için İslam görüntüsel kimi özellikle-
rin korunmasından ibaret bir olay haline getirilmiştir.
Büyük bir irfan, ahlak ve vicdan okyanusu olan İslam’dan, günümüz insanının dünyasına sade-
ce cansız ve boş kimi değerler intikal etmiş bulunmaktadır.
İslam, müslümanlar için bir evrensel inanç ve değerler bütünü olarak algılanmamaktadır.
Modern hayat,sağduyunun yerine, paranın konulduğu bir hayat’tır. Hayatın bütün mukaddesleri
para ile alınıp satılabilen mukaddesler, hayatın bütün değerleri para ile alınıp satılabilen değerler hali-
ne dönüşmüş bulunmaktadır. Müslümanlar da, kendi asli değerlerine bütünüyle aykırı, böylesi bir
hayat tarzı içerisinde İslamı ancak kişisel bir duyarlık halinde taşıyabilmektedirler.
İslami hayat biçimi de, modern hayat biçiminden etkilendiği için,İslami bütün irfan değerleri
gerçek işlevlerinden soyutlanmış, biçimsel çerçeveler olarak yaşayabilmektedirler.
İslami inanç ve irfan çizgisi bütünüyle tahrip edilmiş bulunmaktadır. Dini hayat denilince bugün,
klasik akaid, kelam ve fıkıh okullarının çizmiş bulunduğu çerçeveler akla gelmektedir.
Klasikler metinler İslam dünyasının ve İslam halklarının sorunlarını çözümlemekte ciddi zaaflar
göstermektedirler.
Bugün, önemli olan İslamın geçmişte ortaya koyduğu başarı ya da başarısızlıkları konuşmak
değil, İslami düşünsel ve sosyal bir gerçeklik haline getirebilecek dönüşümleri doğuracak çabaları
gerçekleştirmektir. Yalnızca maddi üstünlüklere sahip bir kültür ve uygarlık biçimi karşısında,içerisi-
ne düşmüş bulunduğumuz yalnızlık duygusundan kurtulabilmemiz için kendimizi yenilemeye muhta-
cız.
Müslümanların sahip olduklarını iddia ettikleri irfan değerleri bugün sosyal hayata klavuzluk
edememektedir. Bu değerler, müslümanlar arası ilişkilerin düzenlenmesi konusunda bile görev üstle-
nememektedir. İrfan değerlerinin hayatımız içerisinde bir bereketi de bulunmamaktadır.
Günümüzde müslüman topluluklarda, diğer topluluklar gibi Allah’tan korkan değil,”Güç”ten
korkan topluluklar haline getirilmişlerdir.
“Din” düşüncesinin ancak folklorik ve turistik görüntüleriyle yaşatılabileceğini savunmaktadırlar.
Toplumsal planda ifadesini bulamayan bir İslam’dan söz edilemez.
Müslüman olmak demek, hayata ilahi sistemin imkanlarıyla katılmak demektir. Müslümanlar
hayatın içerisinde İslami tavırlar takınarak inançlarını ifade edebilirler.
İslami iman hayatın kendisi olan iman’dır. İslam, hayatın kendisi olmayan soyut “dini” düşünce-
ye itibar etmez. Muvahhidler için hayat, ancak Allah’ın koyduğu mutlak ölçüler içerisinde sürdürüle-
bilecek bir hayattır. Bu ölçülerin dışında tevhidi bir hayat yaşatılamaz.
İnsan, hayatı yalnızca fiziksel boyutuyla yaşamaya mecbur tutulamaz. Ruhsuz bir hayatın
savunulması, hayatı inkar anlamına gelir. Endüstriyel kültür, günlük hayatın manevi ve ruhi özünü
bütünüyle tahrip ediyor.
Müslümanların her şeyden önce İslamı eksiksiz bir tavır içerisinde temsil etmeleri gerekir.
Hiçbir koşulda muvahhidler onursuz bir yaşamaya mecbur kılınamazlar.
İslam, en özgün anlamların ve en özgün hedeflerin sistemidir. İlahi kaynaklı tüm değerler,
pratik ahlakın ifadesi olarak sosyal hayata yansıtılabilmelidir. Kitaplarda yazılı olan İslam’la,hayatın
içerisindeki İslam arasında çok büyük farklılıklar bulunuyor.Her müslüman bu farklılıkları ortadan kal-
dırma çabalarına katkıda bulunması ilahi bir yükümlülüktür.
Modern hayat, insanı yabancılaştıran olgular üzerinde duruyor. Ahlaki yoksulluk, düşünsel ve
kültürel yoksulluk, bütün bir toplumsal hayatı çölleştiren yolsuzluklar ve sömürü,zulüm,adaletsizlik,
eşitsizlik,yağma,talan, vurgun, faiz, fuhuş, kumar, çıkar dugusu, bencillik, ihtiras, para tutkusu,uyuş-
turucu ve cinayet salgınları, ruhsal hastalık salgınları, modern hayatın vazgeçilmez ve temel unsurla-
rı haline gelmiş bulunuyor. Modern hayat, insanı kasıp kavuran ne kadar kötülük varsa,bunları kurum-
sallaştırıyor.
İlahi nimetlere, niyetlerimiz ve çabalarımız karşılığında kavuşabileceğiz. İslam,müslümanların
çok boyutlu çabalarıyla hep gündemde kalacak ve belirleyici kimliğini kazanacaktır. Yeni bir şafak
için, tevhidi özle birlikte, tevhidi bir coşkuyu yükseltmek gerekmektedir.
İslam, öz niteliği gereği hayatın bütün cephelerinde fiilen bulunmak istemektedir. İslamı bu
niteliklerinden soyutlamak demek, islamı yok etmek demektir. Evrensel dünya düzeni, bir cemaat
dini olan islamı bireysel plana hapsetmeye çalışmaktadır.
Derinliksiz,düzeysiz ve köksüz bir yaşama biçimini seçmiş bulunan, modern kültür tüketicile-
ri, ilahi nitelikli bir sistemin yüceliklerini kavrayamazlar. Çağdaş sosyal hayatı yalnızca magazin kül-
türüyle bütünleştirenlerden, ilahi ve manevi zenginlikler beklenemez.
Modern kültür tüketicileri bugün fiilen kültürel bir cinneti yaşıyorlar. İlahi varoluş sistemini
inkar etmekle, “Modern” olmak aynı anlama geliyor.
İslami şiarları yükseltmeye dayalı bulunmayan bir müslümanlık düşünelemez.
Bireysel bağlamda olsun, toplumsal bağlamda olsun hayat, yalnızca maddi temeller üzerine
oturtulamaz. Günümüzde müslümanların inançlarına yönelik politik terörizm İslam inançlarını rasyon-
alize etmek istemektedir.
Ruhu, özü, anlamları boşaltılmış bir inanç sisteminin varlığından söz edilemez.
Gelenekçi eğilimler tevhidi değişim düşüncesinin dışında kalmaya çalışırken, yenilikçi eğilim-
ler ise geçmişle olan tüm bağları koparan bir değişimi savunuyor.
Hamasi, duygusal, klişeleşmiş ve tek boyutlu bir İslami söylemle, sosyal ve toplumsal bir
dönüşüm evresine girilmez.
Bugünün ideolojisi olan modernleşme genelde “dini” düşünceyi dünyanın sınırları dışına çıkar-
maya çalışıyor. Özelde islama karşı çok yönlü bir mühalefet var. İslami bütün anlamları ile ortaya
koyabilecek bir hareketin, kültürel bağlamda olduğu kadar ahlaki bağlamda, düşünce ve irfan bağla-
mında da eksiksiz bir zemin oluşturması gerekir.
Geçmiş kültür haritasını tanımak ve ondan yararlanmakla, geçmiş kültür mirasını taklit ederek
korumak farklı şeylerdir. Geçmiş kültür mirası yeni bir yoruma tabi tutulmaksızın günümüze intikal
ettirildiği için, günümüzün temel gereksinimlerine cevap verememektedir. Çağdaş dünyanın yücelttiği
değerlere katılmayabilirsiniz, ancak bu değerleri aşan değerleri yaşatmak zorundasınız.
Çağdaş dünyada manevi ve ahlaki yoksulluk pahasına, maddi refahı kutsayan düşünceler
egemendir. Maddi refahı kutsayan düşünceler, insanı, manevi değerlere karşı sorumsuz ve küstah
bir tavrı da meşrulaştırmaya çalışıyor. Maddi refah toplumlarında bugün sosyal ve ekonomik hayatta
büyük haksızlıklar ve adaletsizlikler yaşanıyor. Bu haksızlıkları ve adaletsizlikleri önleyebilecek,
hiçbir vicdani müeyyideye sahip bulunmayan modern toplumlar, mahiyeti ve sınırları bir türlü belirlene-
miyen bir düşünce özgürlüğü anlayışı içerisinde her tür sapkınlığı da kurumlaştırabiliyor.
Bugün var olan islami eğilimler, var olması gereken islami anlayış arasında büyük bir uçurum
bulunuyor. Bu bakımdan, var olması gereken İslamı konuşabilmek için, var olan İslami eğilimleri sor-
gulamak gerekir. Geleceğe açık bir İslami yapılaşma, kendisini dar gelenek kalıplarıyla sınırlandıra-
maz. Müslümanlar ısrarla alaturka bir islamlaşma olayını yaşatıyorlar.
İslami bir inşa olayının, içerisinde yaşadığı çağın ifadesi olabilmesi için, köklü kültürel ve
sosyal dönüşümlere öncülük edebilecek irfan zenginliklerine sahip olması zorunludur. Efsane perde-
sine bürünmüş, masal ve menkibe unsurlarıyla b ve menkıbe unsurlarıyla bütünleşmiş, yoğun hamaset malzemesiyle destek-
lenmiş bir dini hayatın geleceğinden söz edilemez.Müslümanların programlı, aktif bir güç haline gele-
bilmesi için, ahlaki, manevi,düşünsel, kültürel önkoşulları köklü bir biçimde hazırlamak başlıca göre-
vimizdir. Müslümanların yeniden tarihin içerisinde yer alabilmeleri, yeni dünyanın ipuçlarını yakalaya-
bilmeleriyle mümkün olabilir.
Yeni dünyanın dinamiklerini teşhis edemeyen, kendi içine kapalı bir islamlaşmanın geleceği
kavraması düşünülemez. Yeni dünya içerisinde islamın kendisine yakışır bir yer edinmesi için,İslami
değerler sisteminin bütün özellikleriyle bütün müslümanlar tarafından kullanılabilir hale getirilmesi
gerekir.
İslami eğilim ve hareketler müslümanların bireysel sorunları için çözümler ürettiler, ancak top-
lumsal sorunların cevaplandırılması konusunda somut başarılar kazanamadılar. Müslüman kökenli
halklar İslami emanetler konusunda değil, ulusal emanetler konusunda daha duyarlılar.
Tüm İslami ibadetler, müslümanların hayatın içerisinde canlı, etkin, dinamik ve aktif olarak
İslami kimliklerini ifade etmelerini sağlar. Tüm ibadetlerin yalnızca Allah’a ait kılınması,müslümanları
her tür bağımsızlıktan korumak içindir. Hiçbir ibadet insanı, sosyal hayattan uzaklaştıramaz.Böyley-
ken, müslümanlar, İslamın sadece bir tür maneviyatçılık haline getirilmiş bulunması yüzünden hayat-
tan uzaklaştılar. Müslümanların tarihin nabzını yeniden yakalayabilmeleri için bütün ibadetleri yerli
yerine koymaları gerekmektedir.
Müslümanlar sosyal ve siyasal normlarla, ruhi ve ahlaki normlar arasında bir bütünlük sağla-
mak zorundalar. İslamın yeni bir güç olarak kendisini kanıtlaması için, hayatın her alanında ortaya
konulacak her tür etkinliğin ahlaki temeller üzerinde yükseltilmesi gerekir. Müslümanlar yirminci
yüzyılda çılgın, yıkıcı,vahşi ve bulaşıcı bir kültür olgusuyla karşılaştılar. Günümüz dünyasında,karşı-
lıklı etkinleşim süreçlerinin hızlanması nedeniyle, İslami değerler de köklerinden koparıldı ve sarsıldı.
İnsanlık, bütün ilahi değerlerin olağanüstü bir biçimde sarsıldığı tarihi bir dönemde yaşıyor.
İnsani, ruhi, ahlaki tüm anlamlar çığrından çıkmış ve maddi bir kasırgaya tutulmuş bulunuyor.
İnsanlık hayatı sürekli bir çalkantı ile karmakarışıklık içerisindedir.
Hemen bütün toplumlarda her şeyi silip süpüren bir maddileşme fırtınası esiyor. Evrensel ma-
nevi iklim her geçen gün daha da çölleşiyor. Evrensel hayatın özü kayboluyor.
İslam, yirminci yüzyılda ne yazık ki, etkili belirleyici rollere sahip olamıyor. İslam, amaçlarına
ulaşmayan bir gücü, soyut bir gücü temsil ediyor. Bu durumdan bütün müslümanlar sorumludurlar.
Müslümanlar, hayatın dış görünüşleri üzerinde değil, özü üzerinde daha şiddetli, daha yoğun
tutkularla derinleşmelidirler.
Bugün, müslümanlar güçlerini yerel, günlük ve mevsimlik uğraşlara ve ayrıntılara teksif ederek
israf etmektedirler.
Müslümanlar hayali özlemlerle, gerçekleri ayırt edemiyen bir kültür muhitinde yaşamaya
devam ediyorlar.
Günümüz dünyasında müslümanların sayısal varlığı sadece bir hiçliği ifade ediyor.
Bugünün dünyasında müslümanlar, durağan bir kültür sistemini yaşatıyorlar.Bu kültür sistemi,
toplumsal yankısı bulunmayan, toplumsal pratiklere ilgi duymayan, içine kapalı hamasi bir söylemle
ayakta durmaya çalışıyor. Bu nedenle, yalnızca hamasi bir birikime dayalı bir kültür sistemi,modern
kültür sistemlerini gereği gibi sorgulayamıyor. Araçları hayatın merkezi haline getiren bir dünya görü-
şü, insanın ruhi ve ahlaki değerlerini tümüyle yok sayabilmektedir. Modern hayat her tür düşünsel
ve ruhsal derinliği reddeden biçimsellik ve yüzeyselliği kurumsallaştırmaktadır.
Modern kültür hayatının bir değerler sistemi olmadığı için, Modern ideolojik yapılar ancak
kuramsal olarak yaşayabiliyorlar. Modernler, bir değerler sistemine sahip olmadıkları için, insanla
bugünkü dünya gerçeği arasında bir türlü bir bütünleşme sağlanamıyor. Bugün, ideolojik yapılarla
hayatın gerçekleri arasında çok ciddi kopukluklar bulunuyor. İçerisinde yaşadığımız teknokratik çağda,
insani tüm değerlerin yerini artık sadece ekonomik değerler alıyor. İslami değerlerin dışında,modern
hiçbir değer hayata nüfuz edemiyor. Bu bakımdan modern inançlar, özü, anlamı ve içeriği bulunma-
yan yapay kimi davranışlardan ibaret kalıyor.
İslam dışında, bütün dünya görüşleri hayata yalnızca ekonomik perspektiflerle bakıyor. Bu
nedenledir ki, tüm modern toplumlar ahlaki çıkmazlar içerisindedirler. Modern-endüstriyel sistem
yapay,sahte, ucuz ve paket değerler üretiyor. Bugünün dünyasında refah ve konfor bütün insani
değerleri öldürüyor. Müslümanlar olarak, duygusal yaklaşımlar yerine, gerçekçi yaklaşımları kullana-
bilmeyi öğrenmeliyiz. Kendi özgün dinamiklerini kazanmamış hissi eğilimlerle bir islami hareket
temellendirilemez. Hayatla fiili bağları bulunmayan soyut duygu ve düşünceler,islami bir sosyal bün-
yenin oluşması için yeterli olamaz. İslami her eylemin kaynağı, iman, düşünce ve aşktır.
Mekanik değerlerin ve araçların dünyasında ilahi tüm değerleri eksiksiz bir biçimde temsil
etmek, muvahhidlerin imanı somut bir ahlak biçiminde yüceltmeleriyle sağlanabilir. Batı’lı değerleri,
yöntemleri ve kurumları model olarak alan bir islami yapılaşma düşünülemez. İslami temellerden
yoksun bir tevekkül anlayışı ile, islami sorumluluklar yerine getirilemez. Müslüman halklar,yüzlerce
yıldan beri kendilerinin olmayan kimliklerle bütünleştirilmişlerdir. Bugün islam, vahye ve tevhide daya-
lı bir kimliğin ifadesi olmaktan çok tarihsel ve kültürel bir kimliğin ifadesi olarak algılanıyor.Yüzyıllar
boyunca islam pratik hayata kapalı bir din halinde yaşatıldı. Müslümanlar, maddi dünyaya hitap et-
meyen, maddi dünya ile ilişkilerini koparmış Hıristiyanlaştırılmış bir tür islamı temsil etmektedirler.
Müslüman halklar, gelişen tüm olayların dışında yaşıyorlar. İslam dünyasında, müslümanları İslam dünyasında,müslüman
halkları itaatkar halklar haline dönüştüren bir kültür, varlığını asabiyetle korumaktadır,İslama gerçek
gücünü iade etmek için bu kültür sorgulanabilmelidir. İmanı yalnızca hissi boyutlarıyle yaşatan bir
anlayış savunulamaz. Geçmişte müslüman toplumları biçimlendiren kültür, açıktır ki, bugünü biçim-
lendiremiyor. İslami bir sisteme hayat veren temel değerlerin çözülmüş olduğu bir gerçektir.Hayayın
gerçeklerinden uzaklaştırılmış ve dondurulmuş bir kültürle sağlıklı bir toplumsallaşmaya gidilemez.
Rasyonalist zihniyet, dünyayı, hayatı ve ilahi tüm nimetleri Allah’a borçlu olduklarını unutarak,
dünyayı Allah’ın denetimi dışına çıkarmak istiyor. İnsan davranışlarının ve ilişkilerinin Allah tarafından
belirlenmesi, insanı yaratan Allah’a aittir. Modern günlük hayat, ayrıntılara boğulmuş boğulmuş haya-
tın özü ile ilgisini yitirmiş bir hayattır.Günümüzde tüm modern yığınlar sadece sahte ayrıntılarla
meşgul edilmektedirler.
Kültürsüzleştirilmiş çağdaş toplumlarda artık ahlak, fazilet ve kültür araçlarına tesadüf edile-
miyor.
Modern ideolojiler ve düzenlar, islami gelişmeler karşısında, totaliter tavırlar alınması konusu-
nda birbirleriyle yardımlaşıyorlar. Rasyonalist kurumlaşma, gerek düşüncede ve garekse hayatın
içerisinde islami nitelikli oluşumlara hayat hakkı tanımıyor. Modern yapılar, islami gerçeklikleri haya-
tın dışına çıkarabilmek için, bilim ve teknolojiyi kalkan olarak kullanıyorlar.
Müslüman halklar, hiçbir gelişme ve değişme karşısında etkili tavırlar alamıyorlar. İslam dünya-
sında, İslam adına, dışdünya ile ilişkisini kesmiş bir ada kültürü, bir taşra kültürü yaşatıyorlar.
Laik ideolojik dogmalar müslüman halklara kendi geleceklerini belirleme hakkı tanımıyor.Müs-
lüman halklar, islami, yerel, bölgesel ve ulusal kültür farklılıklarına göre algıladıkları için, yerel ve böl-
gesel farklılıkları aşarak evrensel bir iradeyi gerçekleştiremiyorlar.
Müslümanlar yirminci yüzyılda çok yönlü bir yenilgi, çok yönlü bir eziklik ve çok yönlü bir çeliş-
kiyi yaşadılar. Müslümanlar için gerçeklerle yüzleşmenin zamanı çoktan geçmektedir. Müslümanların
her alanda daha derin irdelemelere yönelmeleri gerekir.

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir!

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Birşey mi Aramıştınız ?

E Bülten Aboneliği